Paylaş

İnsan hakları ne demek? Nasıl insan gibi yaşayabiliriz?
Diyelim ki çevremizdeki bütün koşullar uygun; peki insan haklarını aslında istismar eden diğer insanları, sizin yaşam haklarınızı size vermeyen insanları nasıl durdurabiliriz?
Maalesef uzun vadeli bir iş bu. Her ne kadar insan gibi yaşamak istesek de çevremizde gördüğümüz insanlar, okuduğumuz izlediğimiz haberler bulunduğumuz ortamdan ayrı olarak bu istismara maruz kalan insanları görmemize hatta bazen birebir yaşamamıza sebep oluyor. İstismara yönelik davranışların çoğunun psikolojik olması da cabası ve maalesef, bunların temelleri çocukken atılıyor. Her anne baba çocuğunu elinden gelenin en iyisiyle yetiştirmesine rağmen bazen temel ahlak kuralları ve insan haklarına, canlı haklarına saygı duymayı ve bunları ilke haline getirmektense daha iyi bir yaşam, daha mutlu bir yaşam sunmak uğruna onları bu temel değerlerden mahrum bırakıyor. Ve sünger gibi, çocuklar yaşamlarında bu davranışları inceliyor, izliyor, kendine göre yorumluyor ve farklı bir biçimiyle ergenlik sonrasında karakterine oturtuyor. Ve maalesef günümüzde gördüğümüz tablo ise durumun içler acısı hale geldiğini gösteriyor bizlere.
Kadın, erkek, çocuk, hayvan ya da insan… Her canlının en tabii olan yaşama hakkını elinde görüyor maalesef yetiştirilen bireyler. Sadece Türkiye’de her gün en az bir kadının öldürüldüğü 2019’un acı bilançosunda, her gün hayvan katliamı yapılmış olup, dünyada ise bu oranı duymak bile istemezsiniz.


Peki nasıl oluyor da bir canlı başka bir canlıdan kendini daha üstün görüyor ve bunu kendine hak biçiyor? Bu nasıl bir mantalite diye düşünmeye başladığımızda ise eline sonsuz imkanlar vererek yetiştirilen çocuklar, duygu ve sevgi temelleri olmadan, yeri geldiğinde Arap atı gibi sınavdan sınava koşan, başarmak için, en iyisi olmak için hayatının çocukluk yıllarını bir hayvanın başını okşamadan geçiren bireyleri görüyoruz. Aslında sevgiyi, canlı sevgisini sadece kendi şartlarına göre yaşayan, o canlıyı olduğu gibi kabul edemeyen kendi yoluna sokmaya çalışan ve iletişimin sadece dikte etmek olduğunu sanan yarım bireyler. Köpeği kendisiyle istediği gibi oynamayınca kuyruğunu çeken 2-3 yaşlarındaki çocuklara onun da bir canlı olduğunu anlatıp, canın acıdığını vurgulamayan anne baba, ileride hayvanlara eziyet eden bir birey yetiştirdiğini anladığında çok geç oluyor maalesef.
Çocuktur yapar demek işin içinden en kolay çıkma yolu kesinlikle, evet çocuktur yapar ama ona bunu yaparsa karşısındaki canlının nasıl etkileneceğini anlatmak anne babanın görevi değil mi? Anne babanın görevi çocuğunu en iyi okullara gönderip, en temiz en güzel imkanları sağlarken aynı zamanda çocuğunu vicdanlı, empati yapabilen bir ahlakla yetiştirmek değil mi?
Mutlu aile, mutlu çocuk, mutlu birey… Mutluluk çok mu abartılıyor acaba? Elbette başarılı, huzurlu, sağlıklı, mutlu bireyler olmamız çok önemli. Peki vicdanlı, ahlaklı, iyi insan olmamız? Bir canlının canına kastetmek? Onun yaşamında yaralar açmak? Onu üzmek. Hakkını gasp etmek? Bunları yaparken de bunu yapmaya kendinde hak görmek, böyle bir nesil yetişti yetişiyor… Haberlerde maalesef bunun sonuçlarını görüyoruz hala… Katil olmuş adamın babası hala korumaya çalışıyor evladını. Eşini öldüren adam gururla televizyonlarda. Hayvanlara eziyet etmek çeteye başkan olmak için yarış olarak kullanıyor. Hak yemek kurnazlık, çakallık olarak adlandırılıyor, hırsızlık İndra Gandi yaptım diye daha az kötüymüş gibi vurgulanıyor.
Böyle günler sonrasında hep aklıma geliyor Hipokrat’ın “ZARAR VERME” den yaşama ilkesi; hiçbir şey yapamıyorsan bile en azından bu hayatta başka bir canlıya fiziksel ya da psikolojik olarak zarar vermeden nefes al…
Sevgiyle, Azer