Paylaş

Merhabalar efendim,
Yazın tadını doyasıya çıkarmakta olduğunuzdan eminim. İmkanlar ölçüsünde her güneşli günün bir nimet olduğunu unutmamak gerek. Malum burası Kanada ve önümüzde yine çetin bir kış var gibi görünüyor. Geçen kış, bir yandan kısıtlamalar bir yandan hava koşulları derken pek gözümüzü açamadık. Gelen gideni aratmaz umarım.
Nasıl tedirgin bir umutla kullanıyoruz bu sözü değil mi? Hava durumundan insan ilişkilerine, güncel politikadan takıma yeni transfer olmuş sporcuya kadar emin olmadığımız ya da gücümüzün yetmediği ne çok durum için bu sessiz dileğe sığınıyoruz.
Elimizdekiyle mutlu olmasak da bir sonraki adımda gelecek olanın var olanı bile mumla aratmasından duyulan korku, aslında devasa bir çaresizliğin ürünü.
Çaresizliğin tetiklediği korkunun, insanı yenilikten, ilerlemekten ve gelişmekten alıkoyması ne hazin bir tablo çıkarıyor ortaya. Bilinmeyene duyulan korku daha savaşmadan yenik düşürüyor.
Her yenilgimizde de sanki birbirimize teselli verir gibi gelen gideni aratır derler deyip, suçu biraz atasözlerine biraz da kadere yükleyip boyun bükmeye devam ediyoruz.
Oysa gelenin gideni aratmaması için çarenin kendi elimizde ve gücün bizde olduğunu bir görsek, kimbilir neler başaracağız.
Ancak bu tür farkındalıkla hem kendi çağımızı hem de çocuklarımızın yolunu aydınlatacağız.
Hatırlarsanız, bizler Kanada’ya güzel günler ve aydınlık yarınlar için geldik.
Şimdi hem güzel günlerimiz hem de aydınlık yarınlarımız için tehlike çanları çalıyor.
Alevler henüz kapımıza kadar ulaşmasa da gören gözlerle baktığımızda, başta sağlık sistemi olmak üzere eğitimden göçmenlik hukukuna kadar ülke çapında adeta büyük bir yangının başladığını inkar edemeyiz.
Göçmenlik hukukundaki akıl dışı politikalar sebebiyle veya ‘Kanada tecrübesi’ olarak adlandırılmış ayrımcı tutum sebebiyle birçoğumuz yıllarca emek verdiğimiz mesleklerimizi terketmek zorunda kaldık; daha huzurlu bir yaşam umuduyla sineye çektik. Yeterli kiralık bina olmadığı ya da kiralar ateş pahası olduğu için her gün yollarda süründük; bir gün her şeyin daha güzel olacağı umuduyla ses etmedik. Biz hep gayret ettik.
Pandemi öncesinde ufaktan ufaktan şikayet ettiğimiz sağlık sistemindeki yanlışlar artık her birimiz için bir hayat gerçeğine dönüştü. İkili sohbetlerimizde hepimizin ortak şikayeti olan aile hekimlerinden ya da uzman doktorlardan randevu alamamaktaki sıkıntı artık kanser gibi hastalıkların ameliyatlarının bile yıllar sonraya ertelenmesine evrildi.
Sağlık sistemindeki bozukluklar artık hepimizi bireysel çözümler üretmeye itiyor. Örneğin, ağız ve diş sağlığımız için hiç de azımsanamayacak sayıda toplum üyemiz çözümü anavatanda arıyor. Keza göz hastalıkları teşhisi veya tedavisi için yine birçoğumuz hazır tatile gitmişken bu da aradan çıksın mantığıyla hareket ediyoruz.
Gelinen noktada, pandeminin ilk dalgasında bakım evlerindeki büyüklerimizi adeta ölüme terkeden bu hasta sistemdeki bozukluklar artık hepimizin sağlığını tehdit ediyor.
Bunu görmezden gelemeyiz.
Neredeyse yarım yüzyıldır milyonlarca sağlık personelini kendi standartlarında görmeyen ve çalışmalarına izin vermeyen Kanada, pandemiyle birlikte sınıfta kaldığını kabul ediyor. Buna rağmen, doğduğu ülkede eğitim almış göçmen sağlık emekçilerini sağlık sistemine sokmak yerine neoliberal sağlık reformları uygulamayı tercih ediyor.
Bunun en başında da sağlıkta özelleştirme geliyor.
Sağlığın metalaşmasını kolaylaştıran, sağlık hizmetlerinin kapsayıcı, erişilebilir ve sürekliliğini tehdit edecek bir sinsilikle karşı karşıyayız.
Halihazırdaki hantal sistemi elbette savunamayız, fakat akıllı ve sürdürülebilir adımlarla iyileştirmeye çalışabiliriz. Sağlık gibi önemli bir konuda artı ve eksileri çok dikkatli değerlendirmek ve sağlığın özelleştirilmesinin beraberinde neleri getireceğini öğreneceğimiz soruları sormak zorundayız. Örneğin, bilinçli politikalarla sağlığın piyasalaştığı bir ortamda parası olan her türlü sağlık hizmetine hızla kavuşurken maddi olarak dezavantajlı durumda olanlar en basit sağlık hizmetine bile şimdikinden çok daha zor şartlarda mı ulaşacak? Tecrübeli sağlık çalışanları özel sektöre kayarken, kamuda kalifiye sağlık çalışanı eksiği mi yaşanacak? Yaşama hakkı satın almak ya da kaderine terkedilmek maaş çeklerine bağlı mı olacak? Neden herkesin eşit haklara sahip olabileceği bir düzen inşa etmiyoruz?
İletişim sisteminde sadece birkaç saat süren bir duraklamanın bile hepimize nasıl zarar verdiğine şahit olduktan sonra, sağlığın da özelleştirilmesine ne kadar sıcak bakabiliriz?
Kabul etmek zorundayız ki Kanada artık hayaller ülkesi olmaktan çok uzakta. Oysa burası bizim seçtiğimiz vatanımız ve bu vatanda refah içinde yaşamak için çabalamak zorundayız.
Bu yüzden göçmen toplum bireyleri olarak Kanada’da Kanada dolarından başka şeylere de ihtiyacımız olduğunu hatırımızda tutmamız gerek. Evet, Kanada vatandaşı olmak bize geniş haklar tanıyor. Ama aynı zamanda bazı sorumluluklar da yüklüyor. Daha iyi bir ülkede daha iyi şartlarda yaşamak hepimizin ortak arzusuysa ülkeye katkıda bulunmak da hepimizin ödevleri arasında. Mesela soru ve sorunlarımızı bölge milletvekillerimizle konuşup hesap sormak hem hakkımız hem sorumluluğumuz.
Güzel günler ve aydınlık yarınlar için çaba göstermek zorundayız. Umudumuzu ancak bu yolla koruma altına alabiliriz. Çünkü erişilebilir bir sağlık sistemi bir gün hepimize lazım olacak. Aynı adalet gibi.
Gelen gideni aratmasın diye ayağımızı yorganımıza göre uzatalım ama başka atasözlerimizi de hatırlayalım. Mesela, ne ekersen elinle, o gelir seninle.
Perfect olun, Perfect kalın…