Paylaş

” İnsanlar yaşamlarını ancak alacakları eğitimle güzelleştirebilir, renklendirebilir; görüşlerini genişletebilir.”

Hoşgeldiniz.
Teşekkürler, hoşbulduk. Siz de hoşgeldiniz.
Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
İsmim Necati Onat. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi mezunuyum. Kanada’ya eşimle birlikte 1973 yılında geldim.
Kanada’ya gelişinizin öyküsü nedir?
Eşimle birlikte Ottawa’ya misafir olarak geldik. Daha doğrusu önce Avrupa ve New York; sonrasında bir Kanadalı arkadaş tarafından Toronto’ya davet edilmiştik. Bu bizim için turistik bir geziydi. O dönemlerde bir arkadaşla ortaklaşa kurduğumuz Cağaloğlu’nda Sedele reklam firmasını mali yüklerden dolayı kapatıp, Milliyet Gazetesi’nde Doğan Şener ile birlikte Hey Mecmuasında çalışmaya başlamıştım.
Kanada’ya ziyaret sebebiyle gelmemden dolayı benden Kanada’daki kızılderililerin hakikaten Türklerle bir ilişkisi var mı diye araştırma imkanım olursa bir göz atmam istenmişti. Burada araştırmamı yaparken, bir yandan da sanata olan merakımdan dolayı teknik olarak yeni şeyler görebilmek ve öğrenebilmek için portfolyomu yanımda bulundururdum. Çünkü bize akademide talebeyken sanatın hep Paris’te, batıda olduğu rahmetli hocalarımız tarafından söylenirdi. Oysa sanat evrensel ve her yerdedir.
O merakla, Ottawa’daki sanat konseyi ile tanışmak ve portfolyumu göstermek için bir randevu istedim. O tarihlerde portfolyomu o kadar beğendiler ki birkaç haftalığına orada kalıp çalışmamı istediler. Bu teklifi ilginç bulduğum için birkaç hafta çalışabileceğimi söyledim. Beni hemen o an oranın büyük bir reklam firmasına yönlendirdiler. O devrede Ottawa’da bizim Akademi yani İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi ayarında 5 yıllık eğitim veren bir üniversite yoktu.
Kanada’yı sanat anlamında nasıl buldunuz?
Yaptığım işleri gösterdikten sonra ben o zamanki Kanada’nın sanat yönünden bizden çok daha ileri olmadığını, hatta geri olduğunu gördüm. Hatta benim mezun olduğum akademinin Türkiye’de mevcudiyetine bile inanamıyorlardı. Çünkü yaptığım çalışmalara baktıklarında logo dizaynı, poster, illüstrasyon ve her türlü reklam ve grafik ürünleri gibi birçok iş yapıyorsun, bütün bunları nasıl bir tek okul verir diye sormuşlardı. Hatta malzemelerin bile ne olduğunu soruyorlardı. Netice itibariyle beni ilk gönderdikleri yerde elimi sıkıp ‘yarın burda işe başlar mısın’ dediler.
Turist olarak gelip çalışmaya başladınız yani.
Tekliflerini merakımdan dolayı kısa bir süre için kabul ettim. Sanat faaliyetlerindeki farklılığımızın neler olduğunu araştırıyordum. Gazetedeyken farklı kültürleri tanımak ve tanıtmak maksadıyla araştırmalar da yapacaktım. Dolayısıyla bu sözümü de unutmayıp, arasıra kızılderililerle ilgili kütüphaneye gidip geliyordum.
Kalmaya nasıl karar verdiniz?
Eşim, Tomris, İngiliz Başkonsolosunun hanımıyla tesadüfen bir arkadaşlık devresine girmişti. Kısa bir süre sonra bizi onların bir partisine davet ettiler. Açılış öncesi Sefir’in hanımı yaptığı konuşmada “bugün aramızda müslüman bir sanatçının ve ailesinin olması dolayısıyla evimizde bu parti için domuz eti bulundurmadım, herşeyi rahatlıkla yiyebilirsiniz” diye anons etmişti. Bu beni ve eşimi duygulandırmıştı. Partiye gittiğimizde nedense etrafımızı bir yığın insan çevreleyip bizimle konuşmaya başladılar. Sanki çok büyük bir sanatçıymışım gibi davrandılar bana. Sanattan ve aldığım çeşitli ödüller üstüne sohbet ettik. Burada kalmamı, benim gibi sanatçılara Kanada’nın ihtiyacı olduğuna beni ikna etmek için çabaladılar. Biz Tomris’le pek ciddiye almadık. Derken bu konuşmalar yoğunlaştı, yoğunlaştı ve derken bir takım kağıtlar geldi masaya. ‘Siz hiçbir şey yapmayın, bunları imzalayın. Gidin Türkiye’ye, birkaç ay sonra ne zaman isterseniz gelin’ dediler. Biz Tomris’le birbirimize baktık. Sonra dedik ki kendi kendimize: ‘Gidelim. Üç- dört ay sonra geri geliriz. Burada 1 sene kalırız. O zaman zarfında da Kanada’yı, Amerika’yı gezer dolaşırız.’ Görmek istediğimiz bir sürü değişik yerler vardı. O niyetle kağıtları imzaladık.
Türkiye’ye döndüğünüzde ne yaptınız?
Milliyet Gazetesi’nde Yener Süsoy ve Doğan Şener’le birlikte Hey mecmuasının sanat direktörlüğünü yapıyordum. O dönemde Manajans’ın açtığı bir reklam ödülünü kazanmıştım. Ajansın sahibi orada işe başlamamı ısrarla teklif etti. Onu kırmadım, Kanada’ya gelene kadar birkaç aylığına Manajans’da çalışmayı kabul ettim.
Bu arada işin enteresan tarafı Ottawa’da çalıştığım sürede benden kesilen vergiler Türkiye’ye döndüğümde Kanada hükümetinden bir çek olarak geldi.
Kanada’dan Türkiye’ye vergi iadesi aldınız yani.
Gülüşmeler…
Yani ülkenin ne kadar demokratik, liberal ve istikrarlı bir ülke olduğunu daha iyi idrak ediyorsunuz.
Bunlar birçoğumuzun Kanada’da yaşamayı tercih etme sebebi.


Kanada’ya ikinci gelişinizde yine Ottawa’ya mı geldiniz?
Hayır, bu kez Toronto’ya geldim. Çünkü daha büyük bir şehir.
Ev nasıl buldunuz?
Spadina üzerinde geçici olarak 8-10 katlı, mobilyalı bir apartmanda bir daire kiraladık. 3 ay sonra oturabilecegimiz bir daire kiraladık. Taşındığımızda hiçbir şeyimiz yok tabi, bomboş apartman. Hiç unutmam, yorgan yatak, mobilya falan sipariş ettik ama hemen teslim edilmiyor tabi. İlk gün oturduk yere, gazete kağıtlarının üstünde yemek yedik. Oraya taşındıktan sonra freelance iş aramaya başladım. Ben Türkiye’de talebe iken serbest (Freelance) çalışmaya alışıktım zaten.
İngilizce biliyor muydunuz?
İngilizcem çok azdı. Sadece derdimi anlatabilecek kadardı. Ama sanatçı olduğumuz için yeterliydi sanırım.
Sanat evrensel bir dildir sözü doğru yani.
Elbette ama aslında zor devrelerim de olmuştu. Mesela bazen anlamadığım konularda hiç konuşmazdım. Sadece ne gibi şeyler istediklerini yorumlamaya çalışırdım. 3-4 tane eskiz takdim edip, hangisini beğeniyorlarsa onu geliştirirdim.


Kanada’da ne gibi işler yaptınız?
Serbest iş yaptığım kuruluşlar arasında Ontario Science Centre, Coca Cola, Globe and Mail Newspaper, bazı hastaneler gibi büyük kurumlar vardı. Güzel işler yaptıkça zamanla daha çok iş gelmeye başladı. Commonwealth Smalll States Exposition Canada Vancouver projesinin bütün dizayn işleri vesaire.
Serbest çalışmalarımı geceleri ve hafta sonları uzun süre devam ettirdim. Geldikten kısa bir süre sonra başvurduğum ilk firma beni işe aldı. Sonra bir reklam ajansına girdim. Oradan da Ministry Revenue’de açılacak bir reklam grafik bölümüne müracaat ettim. Herhangi bir partiye üyeligin bile onlar için önemli olduğu çok ciddi bir elemeden geçtim. Hatta, 3.cü elemede evde yapıp getirmem için verdikleri zor bir projeyi onlara takdim ettikten sonra kabul edilmiştim. Kısa bir süre Durhan College’de grafik dersleri de verdim.
Hocalık da yaptınız yani?
Corporate design ve trademark dersleri verdim. Zevkli bir işti öğretmenlik fakat yer çok uzaktı.
1980’de Toronto Belediyesi’nin yeni açılacak olan Information And Communication Service Division “ Reklam ve Grafik” bölümüne müracat ederek orada çalışmaya başladım.


Toronto Belediyesi’nde ne gibi işler yaptınız?
Posterler, broşürler, logolar, annual reportlar, Toronto otobüs durakları için ışıklı büyük posterler ve bazı sokakların ve Yonge üzerinde daha renkli ve daha entresan görünmeleri için projeler, Eğitim Bakanlığı için orta ve lise ders kitaplarında illüstrasyonlar, büyük flamalar, paneller tasarladım. Hatta halen duruyor mu bilmiyorum, Toronto Belediye binasının parking girişinden 35-40 ft ebadında bir panelim olacak. St Lawrence Market girişindeki birkaç panel, Allan Gardens, Toronto ve Montreal’le ilgili bazı posterler tasarladım. Saymakla bitmeyecek kadar bir sürü irili ufaklı projeler. Yaptığım her projede takdir mektupları alıyordum. 1981’de Toronto Star Gazetesi yapılan bu posterlerin kimin tarafından yapıldığını merak edip bizim departmanı arayarak bir röportaj yapmak için randevu almıştı. Benim çalışmalarım onlar için çok yeniydi ve ilgi cekiyordu. Güzel yazılar yazmış ve Toronto’nun bir Galeri haline getirilmesini konuşmuştuk. Daha sonra da Hürriyet Gazetesi yaptığım aktivitelere ilgi duymuş; gerek sanatla gerekse Anadolu kilim sanatıyla ilgili açtığım tanıtım sergilerinden birkaç haber yapmıştı.
1992’de ilk defa olarak Toronto’da “TURKISH POSTER EXHIBITION” / Türkiye Grafik Sanatları Poster Sergisi’nin açılmasında o zamanki Society of Graphic Designers of Canada başkanı Caterina Didalka’nın bana büyük yardımları olmustu. Toronto Üniversitesi ve sanat magazinleri bu konuda Türk grafik sanatını yakından tanıma fırsatı bulduklarını takdirle yazıyorlardı; büyük ses çıkarmıştı. Tabi ki bu konuda finans bulmakta çok güçlük çekmiştik.


Hep bu alanda mı çalıştınız?
Hobi olarak da Türk El sanatları Anadolu Kilim sanatıyla ilgili araştırmalar yaparak, Kanada’da ilk defa tanıtılmasıyla ilgili 8-10 adet tanıtım sergileri organize ettim. 1985’de Hittite Art Gallery’deki sergimize Eski Bakanlardan Sayın Talat Halman güzel ingilizcesiyle konusmacı olarak katılmıştı. Toronto Star Gazetesi yarım sayfa kilimlere yer vermişti. Tabi bu sergiler Ontario müze ve galerilerinde ve Ottawa’da devam etmişti. Zamanla Kuzey Amerika’nın en büyük Kilim koleksiyonunu yaptım diyebilirim ve bu alanda kolleksiyoner olmak ‘ilacı olmayan bir hastalık haline gelmişti’. Halen etkileyici.
Bu arada Toronto ve USA’de açtığım resim sergilerim de oldu.
1996- 2001 arasında Ankara’nın Montreal ve Toronto’daki turizm fuarlarını tasarladım. O projeler için hazırladığım paneller daha sonra ROM’da ve birkaç dernek faaliyetinde kullanıldı.
Sağlık sebepleri dolayısıyla son 15 senedir bunlarla ilgilenemiyorum. Ama hep gönlümdedir bu işler.


Herhangi bir ayrımcılıkla karşılaştınız mı?
Unutmayalım, insan her yerde aynı insan. Tabi ki her yerde olduğu gibi burada da ayrımcılık olabilir. Bunu ancak insanlar alacağı eğitimle güzelleştirebilir, renklendirebilir, görüşlerini genişletebilir.
Kanada’nın bu konuda iyi bir eğitim sistemine sahip olduğuna inanıyorum.


Sanatçı olarak Kanada size kucak açmış, çok güzel. Bizim toplumumuzdan insanlarla nasıl buluştunuz?
Toronto’da kimseyi tanımıyorduk. Milliyet Gazetesi’nin Engin Aşkın isimli bir muhabiri bana ilk apartmanı tutmamda yardımcı olmuştu, iyi bir arkadaştı.
İlk yıllarda Toronto nasıl bir şehirdi?
Toronto minnacık güzel bir şehirdi. Spadina’da otururken hanımla Toronto Üniversitesi civarını gezer dolaşırdık. Eaton Centre falan yoktu daha. Ama ne doğru dürüst bir cafe ne de restoran vardı. Saat 6 gibi bütün restoranlar kapanırdı. Pazar günleri sadece restoranlar değil, bütün işyerleri kapalı olurdu.
Ben geldiğimde Trudeau vardı ve bence Kanada’yı Kanada yapan odur.
O yıllarda çok kültürlülük kabul edilen bir olgu muydu?
Bugünkü gibi hissedilmiyordu. Zeytin arıyorduk, yok. Beyaz peynir arıyorduk, yok. Bazı sebzeler ve meyvaların çoğu bulunmazdı. Şimdiki büyük marketlerin çoğu yoktu.
Peki bir sanatçı olarak sizin için alışmak zor oldu mu?
Açıkçası çok büyük bir zorluk yaşamadık.
Sizce Kanada’da yaşamanın en keyifli kısımları neler?
Düzenli, disiplinli ve topluma saygılı oluşu güzel. Bir işiniz olduğunda bunun karşılığını bilgi ya da işlem olarak zamanında alacağınızı biliyorsunuz.
Kanada’da çocuk büyütmek konusunda neler söylemek istersiniz?
Çocuklar 16-17 yaşındayken anne babalarını demode buluyorlar ve sizi dinlemiyorlar. Hayatı kendileri öğrenmek istiyorlar. 20-21 yaşına geldiklerinde anne babanın bir şeyler bildiklerini anlıyor ve görüyorlar. 25 yaşından sonra annem babam çok şey biliyormuş deyip geri dönüyorlar.
Gülüşmeler…
Sanırım bu her ailenin yaşadığı birşey.
Sizler şanslısınız. Biz ilk kuşak göçmenler buranın da kendine göre bazı hataları olduğunu bilmeden geldik. Dolayısıyla hazırlıklı değildik ve bilhassa kız çocukların yetiştirilmesinde anne babaların büyük gayretleri olmuştur.
Çocukların sosyo-kültürel anlamda yitirilmesinin önüne nasıl geçilebilir?
Aile içi eğitim, aile dışı gözlem ve ebeveyn olarak buna göre uyum sağlama çabası içinde olmak.


Yeni gelenlere ne tavsiye edersiniz?
Gördüğüm kadarıyla yeni gelen çoğu göçmenlerin bir mali sıkıntısı yok ve köprüleri yıkmadan geliyorlar. Dolayısıyla buradaki şartları pek kabul edemiyorlar. Bir de belli bir yaştan sonra özellikle mesleki doygunluk yaşandıktan sonra gelince buraya adapte olmak da haklı olarak zor geliyor.
Köprüleri yıkıp gelenler ise Türkiyede’ki mesleklerine bakmadan büyük bir gayretle mücadele edip her türlü işlerde cesaretle çalışıyorlar.
Ama Kanada burası. Dünyanın her tarafından gelen insanlarla bir yarış halinde ve mücadele halindesiniz, unutmayın.
Sizce Canadian Experince nasıl edinilir?
Zekayla ve mücaleleyle.
Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.
Ben böylesi bir mecmua çıkararak bir örnek oluşturduğunuz için tebrik ederim sizleri. Başarılarınızın devamını dilerim. Toplum da ümit ediyorum ki sizlerin bu gayretinizi anlar ve desteğini gösterir. Geldiğiniz için teşekkür ederim.