Paylaş
Aysan Sev’er, Emekli Profesör,
Toronto Üniversitesi Sosyoloji Bölümü


2009 yılında, Mürüvet Tuncer, adını anmak bile istemediğim eski eşi tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Bu kadın cinayeti, Hamilton, Ontario’yu kökünden sarstı, ve hala daha etkisini sürdürüyor. 30 Ocak 2019, Perşembe gecesi, Mürüvet’in yakın ailesi ve Interval House Kadın Barınağı’nın beraberce hazırladığı bir törende, Mürüvet’in ölümünün 10.cu yılını andık.
Mürüvet Tuncer, hayat dolu bir kadın, sevgi dolu bir anne ve kardeşti. Kendisini şiddet dolu bir beraberlik içinde bulunca, elinden gelen bütün tedbirleri almış, şiddet gösteren eşini bırakmış, Kanada’ya göçmüş, polise başvurarak eski eşine yaklaşmazlık belgesi çıkartmış, kardeşi Merve Tuncer’in güvenilir evine yerleşmiş, ve kendisine ekonomik bağımsızlık sağlıyacak bir iş bulmuştu. Ne yazık ki bütün bu çabalar onun bıçaklanarak öldürülmesinin önüne geçemedi. Kaatil eski eş, Mürüvet’in canına kıymadan, kapıyı açmak talihsizliğinde bulunan Rumeysa Coşkun’u (kardeş kızı) da bıçakladı. Rumeysa, yaşama gücünü geri alamadan önce, haftalarca komada kaldı.
Bu saldırıyı, deli bir adamın yaptığı canavarca bir patlama olarak düşünenler olabilir. Ne var ki, kadınlara karşı şiddet ve kadın cinayetleri çılgınlıkla açıklanamaz. Bu cinayetlerin kökünde ataerkil toplumlarda, ataerkil düşüncelerle büyümüş, kadınları kendilerine boyun eğmekle yükümlü birer “mal” gibi gören erkekler vardır. Bu ataerkil beklentilerden, ataerkil kontrollardan, ve ataerkil sahiplenmelerden dolayı, onlarca bin kadın ve onlarca bin kız, her sene dünyanın her bir köşesinde canlarını kaybederler. Sadece Hindistan’da, 15,000-25,000 arasında kadın başlık parası anlaşmazlıklarından dolayı katledilmektedir. Pakistan’da her sene en az 1000 kadın, Türkiye’de en az 300 kadın, ve Arabistan yarımadasında sayısı bilinmeyen pek çok kadın/kız, töre cinayetlerine kurban edilmektedir. Yani, Mürüvet’in ölümü ne kadar acı ve şaşırtıcı da olsa, annelerimiz, kardeşlerimiz, kızlarımız, hatta her birimiz, ataerkil baba, ağabey, eş veya sevgililer elinde bir Mürüvet olabiliriz. Onun için, bir kadına karşı şiddete “DUR” demek, her kadına karşı şiddete “DUR” demektir, ve her birimizin insanlık görevidir.
Mürüvet’in anma töreninden bir gün önce yayınlanan ve eski doktora talebem, araştırma asistanım, ve genç meslekdaşım Dr. Myrna Dawson tarafından hazırlanan Canadian Inaugural Report on Femicides’a göre, 2018 senesinde 148 Kanadalı kadın/kız öldürülmüştür. Bu cinayetlerin yüzde 90’dan fazlası erkek kaatiller, ve yüzde 66’dan fazlası da eş ve aile ferdi kaatil erkeklerdir. Sosyolojide çok iyi bilinen bir gerçek, kadınlar için en tehlikeli olan yerler, karanlık sokaklar değil, eş ve aileleri ile beraber yaşadıkları evlerdir.
Her kadın cinayeti, o kadını sevenlerin de bir bakıma duygusal ölümü demektir. Mürüvet’in acı kaybı, öncelikle evinde kaldığı kardeşi Merve Tuncer’in, kızı Gonca Aydın’ın, ve ölümcül olabilecek yaralar alan yeğeni Rumeysa Coşkun’un hayatlarını da paramparça etmiştir. Bu aile, yıllardır acılar, kayıplar, sosyal yermeler ve anlayışsızlıklar, ırkçılık, sıhhat sorunları olduğu kadar ekonomik sorunlarla da baş etmek zorunda kalmıştır. Yani, kadın cinayetleri sadece bir kurban değil, pek çok masum insanların hayatlarını rehin alır. Bu formüle diğer yakın ve uzak akrabaların, polislerin, avukat ve yargıçların, diğer komşu ve arkadaşların, meslekdaşların çaba ve uğraşılarını da eklersek, her kadın cinayetinin nasıl bir toplumsal karabasan olduğunu anlıyabiliriz.


Kadınlara uygulanan vahşete verebileceğimiz en anlamlı sosyal cevap, bu konuyu gündemde tutmak, şiddetin hiç bir şekline (fiziksel, cinsel, ruhsal, ekonomik) tolerans göstermemek, şiddete uğrayanları değil, şiddet gösterenleri sorumlu tutmaktır. Eğer bireysel şartlarımız sığınak olmamıza el vermiyorsa, kadın sığınaklarına elimizden geldiği kadar yardım etmektir. Mürüvet’in yakın ailesi, hiç bir suçları olmadan kendilerini içinde buldukları trajediye, hayattan el etek çekerek, kendi içlerine kapanarak, acı, bedbin, nefret dolu insanlara dönerek karşılık verebilirlerdi. Böyle olmak yerine, ayakları üzerinde durmayı başaran, başkalarına yardım etmeye çalışan, şiddet konusuna dikkat çeken, yerel kadın sığınaklarına destek veren, konuşan, anlatan, paylaşan, öğrenen, öğreten sosyal değişim ajanlarına dönüştüler. Her birinin bütün yaralarına karşın dik tuttukları başını, başkalarına el verme gücünü, yaşama ve yaşatma direncini kutluyorum. Erkek, kadın; genç, yaşlı; zengin, fakir; dindar, dindar olmayan her birimiz, kadınları küçük, bağımlı, eşit haklara layık olmayan varlıklara dönüştüren ataerkil düşüncelere, ataerkil davranışlara, ve ataerkil baskılara hayır dersek, Mürüvet’e ve erkeklerin elinde canını kaybeden bütün kadınlara gereken saygıyı göstermiş oluruz.