Paylaş

Hoşgeldiniz.
Hoşbulduk
Kanada’ya ne zaman geldiniz?
1979 senesinin 9 Haziran’ında.


Neden Kanada’yı tercih ettiniz?
Türkiye’de Etibank’a bağlı Seydişehir Alüminyum Tesisleri, Ergani Bakır Madeni, Balya Kurşun Çinko Madeni gibi tesislerde çalıştıktan sonra o dönemdeki huzursuz ortamda ailemizi büyütmek istemediğimiz için yurtdışına çıkmaya karar verdik. Rahmetli abim Kanada’da yaşıyordu. Makine mühendisi olmam ve mesleğimin burada değer gören mesleklerden olması Kanada’yı tercih etmemize sebep oldu.
Kanada’ya nasıl geldiniz?
Abim bize sponsor oldu. Kanada’ya geldiğimizde 30 yaşımdaydım. Eşim Nurcan kızımıza hamileydi. Oğlumuz burada doğdu.
Yabancılık çektiniz mi?
Abim burada olduğu için onun arkadaş grubuyla tanıştım. Çok yabancılık çekmedim.


Dil engelini nasıl aştınız?
Abimin bize sponsor olması sebebiyle devletin ücretsiz dil kurslarına gidemedik. Zamanla kendimiz öğrendik.
İlk geldiğiniz yıllarda Kanada nasıl bir yerdi?
Biz 1979’da Mississauga’ya geldiğimizde Square One dışında bir yer yoktu. Her yer sapsarı, ayçiçek tarlalarıyla kaplıydı. Hep çiflikler vardı. Aynı şekilde 40 sene önce Highway 7 mesela, hep domates, çilek tarlalarıyla doluydu. Brampton diye bir yer neredeyse hiç yoktu. 1990’larda Brampton’da inşaat yaparken Highway 10 dışında bir otoban yoktu. Çok zor gidilirdi.
Burada hemen çalışmaya başlayabildiniz mi?
Hem dil engeli hem de diplomamın denkliğini almam gerektiği için mesleğime hemen başlayamadım. Fakat Türkiye’de Seydişehir’de yüzme klübünü kurup, takımı çalıştırdığım zamanlardan edindiğim tecrübeyle burada bir yüzme kursunda antrenör olarak çalışmaya başladım. Orada çocuklara yüzme öğretiyordum. Sonra bir dönem benim de kullandığım Mercury sürat motoru fabrikasına girdim. Sonra De Havilland uçak fabrikasına girdim. Oradaki işim blue print üzerinde hatalı yerleri bulup onların tamirini yapmaktı.
O yıllarda Kanada’da ekonomik durum nasıldı?
Açıkçası iyi para kazandığımızı düşünüyorum. 1 yıl çalıştıktan sonra hatırladığım kadarıyla yeni bir araba almıştım. Epey gezdik.


Sosyal hayatınız nasıldı?
Arkadaşlarla beraber Kanada Türk İslam Kültür Derneği’ni kurduk 1983 yılında ve oranın ilk genel sekreteri, daha sonraki yıllarda da başkanı oldum. Aldığımız bina epey kötü durumdaydı. 9 – 5 bir işim olmasına rağmen derneğin bir an evvel hizmete başlayabilmesi için mesaim biter bitmez oraya gidiyor, gece yarılarına kadar çalışıyordum. Diyebilirim ki bu zaman zarfında oğlumun büyümesine şahit olamadım. Yıllar sonra o dernek Kanada Türk İslam Vakfı’na dahil oldu. İlerleyen yıllarda başka derneklerin de kuruluşunda rol oynadım.
Uzunca bir dönem National Rubber isimli bir fabrikada çalıştım. Orada işe ihtiyacı olan yüzlerce kişinin isdihdam edilmesini sağladım. O kadar çok telefon alıyordum ki başmühendis bu kadar aramanın işle alakasının olamayacağını söylerdi. Fakat buradaki vatandaşlarıma elimden gelen yardımı yapmayı kendime ülkü edinmiştim. Fabrikada işe aldırdığım yaklaşık 350 kişinin tercümanlıklarından iş güvenliklerinin sağlanmasına kadar bir çok meseleyle ben uğraşıyordum. Hala daha öyledir. Özellikle kadınların elinin ekmek tutması için çok uğraştım.
1993’te türk spor klübü Pazar ligi şampiyon olduk.
1993’de biliyorsunuz Bosna Savaşı çıktı. Bosna’ya yardım derneğini kurdum. Sonra orada yapılanlara karşı burada büyük bir protesto düzenledim. Sonra 1995’te Çeçenistan’a yardım derneği kurdum.
1993’de Toronto’da yapılan Dünya Güreş Şampiyonası ve 1995’de Türk Futbol Milli Takımımızı karşılama ve organizasyon komitesi görevlerinde bulundum.
New York’da her Mayıs ayının 3.cü Cumartesi günü yapılan Geleneksel Türk Günü Yürüyüşlerine 25 sene organizasyon yapıp katılım sağladım.


Birçok ilginç olay yaşamış olmalısınız.
Evet, bir keresinde bir polisten telefon aldım. Kimlik hırsızlığından bir vatandaşımızı tutmuşlar. Polis bana diyor ki siyahi türk var mı. Yok dedim. Meğerse ehliyet sınavına kendi yerine siyahi bir kanadalıyı sokmuş sahtekar.
Tüm bunlar olurken hiç ayrımcılıkla karşılaştınız mı?
Direkt olarak bir ayrımcılığa uğramadım. Fakat çalıştığım yerlerden birinde bana Mehmet yerine Mike demeyi önerdiklerinde çok rahatsız oldum. Kabul etmedim.
Tüm bunların dışında sizin bir de Fenerbahçeli kimliğiniz var.
Evet. Hem Fenerbahçeli hem de Fenerbahçe Kanada Derneği kurucu başkanıyım.
Ne zaman kuruldu dernek?
İlk olarak 1999 yılında bir kaptan arkadaşım rahmetli Metin Üsküplü geldi Kanada’ya gemisiyle. Ama öyle ki sadece kendisi değil, bütün mürettebat da Fenerbahçeli. Fenerbahçe Derneği’ni o gemide 19 Mayıs 1999’da kurduk. Futbol ve voleybol takımları kurduk. Sonra ben 2003 yılında bir kaza geçirince hayatımdaki herşey gibi dernek işlerini de askıya almak zorunda kaldım. 2012’de ise Türkiye’de Fenerbahçe’ye bağlı bir kuruluş olduk.


Bu arada aile hayatınıza nasıl zaman ayırıyordunuz?
Benim için çok zordu. Eşim hala ailemden çok topluma zaman ayırmamdan şikayet eder. O yüzden çocukların yetiştirilmesinin sorumluluğunu hep eşim almıştır. İş ve toplum işleri çok yoğunlaşmadan evvel dostlarımızla ailecek biraraya gelip, yakın yerlere günübirlik gider, çeşitli eğlenceler düzenlerdik. Kanada Türk İslam Kültür Derneği başkanlığım zamanında ücretsiz bir şekilde 300 – 400 kişilik Bayram yemekleri, yılda 4-5 kez büyük ücretsiz piknikler düzenlerdik.
Türkiye’ye sık sık gidiyor musunuz?
Evet, çocuklar küçükken her sene giderdik. Şimdi onlar kendi hayatlarını kurdukları için biz de yılın önemli bir bölümünü Türkiye’de geçiriyoruz.


Buraya geldiğiniz için pişman mısınız?
Pişmanlık değil ama bazen gelmeseydim nasıl bir hayatım olurdu diye düşünüyorum. Orada parlak bir meslek yaşantım olabilirdi. Hatta Türkiye’den ayrılmadan çok kısa bir zaman evvel Pınar tesislerinden başmühendislik teklifi almıştım. Fakat geldiğim için mutluyum
Peki 40 yıldır buradayım, hala alışamadım dediğiniz bir şey var mı?
İklimi. Her kış üzerimizde ağır paltolar, kar pantolonları, çizmeleriyle hareket etmek çok zor. Bu yüzden çocuklar burada olmasa ben Marmaris’de yaşarım. Bazen ben burada kar kürerken arkadaşların sahilde içtikleri kahvenin fotoğrafını gönderdiklerinde imreniyorum.


Sizce Kanada’da başarılı olmak için ne yapılmalı?
Herşeyin başı elbette eğitim. İyi karakterli insanlar azmedip çalıştıklarında başarılı oluyorlar. National Rubber’da çalıştığım dönemde koca fabrikanın sahibi olmasına rağmen bir kere bile Sheldon Gross’un benden sonra işe geldiğini görmedim. Kardeşi başkan yardımcısıydı, şöför kullanmazdı. Yani insanın ayakları yere basmalı. Bir de bireysel başarılarla yetinmemeliler. Toplumsal hayata karışmadan başarılı olsalar da çok işe yaramıyor. Biz toplum olarak kendi aramızdaki ayrımcılığı durdurmalıyız. Ancak o zaman büyüyebiliriz. Ben kimseye nerelisin, nesin diye sormadım.
Çok teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim.