Paylaş

Kilo veremeyen yalnızca siz değilsiniz
Sağlıklı yaşam ve kilo kaybı için en uygun diyet nedir sorusu belki de ofisimde bana en çok sorulan sorulardan biri. Bunun bir nedeni sürekli yeni bir diyet anlayışının piyasaya sürülmesi. Önceleri düşük yağlı diyetler, sonralarda düşük karbonhidratlı diyetler, Paleo diyeti, ya da son günlerde sıklıkla görülen oruç diyeti (intermittent fasting) gibi diyetler gündemde. Hangisi en iyisi? İşin içinden çıkmak zorlaşıyor. Bu konularda yapılan bilimsel araştırmalar bile görüş birliğine varamıyor.
Peki hangisi gerçekten en iyisi?
Bu soruyu cevaplamadan önce, hepimizin yaşadığı klasik tabloyu da gözden geçirelim.
Hangi diyet olursa olsun, hangi egzersiz programı olursa olsun, ilk önce kendimizi çok iyi hissediyoruz. Kilolar belki yavaş yavaş kayboluyor ya da kilo almamız duruyor. Ama nedense tam bu mutluluğu yaşıyorken, her seferinde ya stresli bir gün oluyor ya da bir seyahat, misafir ziyaretleri gibi bir şey çıkıyor ve diyete devam edemiyoruz. Ve yavaş yavaş neredeyse istisnasız olarak kilolar geri geliyor. Bir gün aynaya bakıyoruz ve anlıyoruz ki bütün kiloları geri almışız. Hatta eskisinden daha da hızlı ve daha çok kilo almışız. Üstüne üstlük sanki yaraya tuz basarmışçasına, bütün bunlar oluyorken, o hepimizin tanıdığı birisi ne kadar isterse yesin hiç kilo almıyor!
Niye?!
Bunları soruyorken şunları da sormak lazım: Niye birden bire herkes kilo almaya başladı? Yani 50 sene geriye gitsek obezite oranı neredeyse sıfır olan dünyada sanki birden bire herkes şişman ya da obez olmaya başladı. Tembelleştik mi? Vücudumuza giren kalorileri saymak gibi basit bir aritmetik sorununu mu çözemez olduk? Eğer böyleyse nasıl oluyor da şişman kişiler arasında beyin cerrahları ya da yüksek öğrenimli mühendisler de oluyor? Onlar da mı beceremiyor bu basit hesaplamayı? Hayatları boyunca inanılmaz bir disiplin gerektiren işleri yapıp birden bire bütün bildiklerini unutuyorlar mı? Niye bu kişiler bile şişmanlıyor?
Bunu ve hangi diyetin en iyi olduğunu cevaplamak için düşmanımızı iyi tanımamız lazım: İnsülin direncinın yükselmesi.
Bu düşman çok sinsi bir düşmandır. Birden bire kendini belirtmez. Seneler boyunca neredeyse bir çelik parçasının paslanması gibi yavaş yavaş başlar ve sonunda her yedigimiz yemekle vücudumuz o yemeğin enerjisini kullanmak için gittikçe daha fazla insülin salgılamaya gereksinim duyar. Yağ hücreleri de bu hormonu gördükçe üreme moduna girerler. Ve bunun sonucunda insülin alması gereken herkesin ne yazık ki çok iyi bildiği gibi… kilolar teker teker birikmeye başlar!
Bu düşmanı yaratan en önemli neden son 50 yıl içinde etrafımızda gittikçe yayılan gıda görünümlü ama aslında yüksek derecede şeker ve suni karbonhidrat dolu ürünlerdir. Bunlar için ‘gıda görünümlü ürün’ ya da ‘suni gıda’ gibi terimler kullanılıyor. Ve 200.000 – 300.000 senedir neredeyse 0 gram şeker yiyen canlılar olan insanlar son 50 yılın aşırı şeker ve suni karbonhidrat yüklemesi sonucunda kendilerini bu durumda buluyorlar.
Sizin için en iyi diyet hangi diyettir?
Sormamız gereken ana sorumuzun cevabına şimdi geldik.
Devamlı olarak insülin seviyenizi düşük tutan diyet hangisi ise ve hangi diyette aralıksız devam edebiliyorsanız size en uygun diyet odur. Hatta buna diyet değil de hayat tarzı dememiz daha doğrudur. Çünkü bir hormon seviyesinden bahsettiğimiz için sadece yuttuğumuz şeyler değil de fiziksel aktivitelerimiz, etrafımızdakilere davranış şeklimiz ve stres seviyemizi düşüren her şeyi de bu hayat tarzına katabiliriz. Burada insülin hormonundan bahsediyoruz. Ve hatta cortisol gibi insülin hormonunu etkileyen diğer hormonlardan bahsediyoruz… Ve kilo sorunu ufkumuzu biraz daha geniş tuttuğumuz zaman aslında fiziksel aktivitelerimizin, hatta etrafımızdakilere davranış şeklimizin bile stres seviyemizi etkilediğini ve bütün bunların vücüdumuzun hormonlarını etkilediğini görüyoruz.
Bütün bunları okuduktan sonra daha fazla sorularınız olabilir. En doğrusu aile doktorunuza danışıp sizin bünyenize ve yaşam koşullarınız için en uygun planı yapıp uygulamanızdır. Doktorunuz yoksa da sizi Leaside Health Centre’daki muayenehanemize beklerim.
Saygılarımla,
Can Günel