Paylaş

Ünlü Yunanlı tarihçi Homeros KAZ DAĞLARINI (Ida Mountains) içinde binlerce pınarın olduğu cennete benzetir. Gel gör ki bu cennet, Kanadalı ALAMOS GOLD INC. şirketi tarafından siyanürle zehirlenmekte, yüzbinlerce ağaç katledilmekte.

Homeros’un romanında Edremit körfezinin kuzeyinde bulunan Kaz Dağları su perisi “Kaz’’ın (Ida) yaşadığı bir bölgedir aslında. Homeros’a göre dünyadaki ilk güzellik yarışması da bu dağların eteklerinde yapılmıştır. Üstelik bu yarışmaya katılanlar yunan tanrıçalarından Hera, Aphrodites ve Athena’dır. Ve bu yarışma anında bu tanrıçalar birbirleri ile savaşa tutuşurlar. Tanrıların tanrısı Zeus da bu savaşı Kaz Dağının tepesinden seyreder.

Tanrıça Aphrodites ilk kez Kaz Daglarında aşık olur. Aynı zamanda efsane budur ki bu dağların tepesinde sarışın bir dünya güzeli de yaşamaktadır. Bütün yöre erkekleri bu sarışın kıza aşık olmuşlardır ve herkes onunla evlenmek istemektedir. Ama onu kıskananlar bu sarışın güzel hakkında yüzlerce dedikodu yayarlar ve onun “AHLAKSIZ“ olduğunu söylerler.

Yöre halkının bu insafsız eleştilerine dayanamayan kızın babası, kızını öldürmek yerine- ki ondan beklenen o dönemde budur – kızını Kaz Dağlarının en tepesine gönderir ve orada yaşamasını söyler. Dağın tepesine çıkan kızın yanına bir geyik gelir ve ona birkaç kaz yumurtası bırakır. Yumurtadan çıkan yaban kaz yavruları kızı anne bilir ve nereye giderse onu takip ederler. Kızla kaz yavruları çok yakın dost olurlar. Ve birgün dağdaki kar fırtınası sonrası kaybolan yolcuları bu dünya güzeli sarışın kız ve kaz yavruları bulur ve kurtarırlar. Yolcular kış boyu dağın tepesinde kızla kalırlar. İlkbahar gelip karlar eridiğinde ise yolcular dağ eteğindeki köylere inerler ve gördükleri herkese dağ başında altın yürekli sarışın bir kızın onların hayatlarını kurtardığını, onun bir ermiş olduğunu söylerler. Bu söylentileri kızın babası da duyar ve hemen dağın tepesine gider. Tepeye tırmanırken iyice yorulur ve susar. Bu arada kızı karşısına çıkar ve avcunun icinde babasına su verir. Suyu içen babası suyun tadını çok sever. Kızına suyu nerden aldığını sorar. Kızı da karşıdaki denizi gösterir. Baba ‘Ama kızım deniz suyu tuzlu olur. Senin bana verdiğin su ise çok tatlı,’ der ve babası da kızının ermiş (saint) olduğuna inanır. Ve kendine çok kızar; başkalarının dedikoduları yüzünden kızına yaptıklarından çok büyük pişmanlık ve utanç duyar. “Kızım senin yüzüne bakacak suratım yok, birazcık yürüyeyim’ der ve tepeye tırmanmaya devam eder. Ve tam bu esnada Kaz Dağının tepesini kara bulutlar kaplar. Günler sonra çevre köylüleri kızın babasının cesedini bulurlar.

Şimdi biz bu mitolojik hikayede bahsedilen kızın babası gibiyiz. Kaz dağlarındaki bu tatlı su kaynaklarının ve yemyeşil ormanın mirasçısı olan bizlerin, dünya eko sisteminin en önemli oksijen kaynaklarından biri olan Kaz Dağlarındaki bu ağaç katliamına ve toprağın siyanürle zehirlenmesine izin verdigimiz, izin verenlere karşı gerekli mücadeleyi zamanında başlatamadığımız için biraz kendimizden utanmamız gerekiyor.

Dünyadaki bu “CENNET“ de bulunan yüzbinlerce ağacı kesen “ VAHŞİ BATI“ en yıkıcı yöntemleri kullanarak siyanürle toprağı zehirleyip bölgedeki tüm canlıların yaşam ortamlarını yok ettiler ve etmeye hala devam ediyorlar. Vahşi Batı‘nın gözleri hiç bir zaman doymadı ve böyle giderse de doymayacak gibi.
Biz bu Kanada Alamos Gold şirketinin tabir yerinde ise “güzel yurdumuzun ırzına geçmesine’’ hala müsaade ediyoruz. Merak ediyorum, bu şirket aynı şeyleri Kanada’da yapmaya kalksa acaba Kanada hükümeti ve de halk buna izin verir miydi?
Hiçbir şey için geç değil dostlarım. Bugüne kadar Kaz Dağlarında yüzbinlerce ağaç katledildi. Ama orada hala milyonlarca ağaç var.
En azından bu şirketin bundan sonra bu katliama devam etmesini durdurmak, bunu Türkiye’de hoyratça yapmasına izin verenleri, onları destekleyenleri teşhir edip halkın gözünde mahkum etmek; çevre konusunda öncelikle yöre halkı olmak üzere tüm Türkiye’de çevreye duyarlı ve bilinçli bir muhalefet oluşturmak için hiç de geç değil. Atı alan Üsküdarı henüz geçemedi. Biz mücadele edersek geçemeyecek ler de…

Kanadalı kızılderililerin meşhur atasözünü hiç bir zaman unutmayalım: Bu dünya bize babalarımızdan, dedelerimizden kalan bir miras değil, çocuklarımızdan ödünç aldığımız bir emanettir!
NOT: Neriman Yüce’ye kaynak konusundaki yardımlarından dolayı teşekkürlerimle