Paylaş

” Ne yaptığınızı bilin ve bildiğiniz işi yapabileceğiniz en iyi şekilde yapın.”

Perfect Gazete’ye hoşgeldiniz. Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Öncelikle beni konuk ettiğiniz için ben teşekkür ederim. 1963 Tokat doğumluyum. 1994 yılında Kanada’ya geldim. Tabi gelir gelmez muhasebeciliğe başlamadım. İlk olarak Toronto Üniversitesi’nden diplomamın denkliğini aldım ve ingilizcemi geliştirmek üzerine yoğunlaştım.
Türkiye’de de muhasabeyle mi ilgiliydiniz?
Tabi. Türkiye’de iktisat fakültesi mezunuyum. 1979 yılında, lise biter bitmez bir muhasebe ofisinde calışmaya başladım. Liseden sonra üniversiteye 1 sene ara verdim. Yani mesleğe üniversiteden önce başladım. Sonra hem çalıştım hem okula gittim. 
Çekirdekten yetişme dedikleri böyle birşey olsa gerek…
Evet, aynen öyle oldu. Okula başlamadan muhasebenin tekniklerini, prensiplerini öğrendim diyebilirim. Tabi okulda bunun avantajları ve dezavantajları oldu benim için. Piyasa ve teorinin birbiriyle uyuşmadığı zamanlar oldu. Ama piyasa tecrübesinin okulda çok faydasını da gördüm. Mesela bir hocam ‘Çok biliyorsan gel sen anlat’ demişti ve ben de kürsüye inip dersi uygulamalı olarak anlatmıştım. Öylelikle o hocamla aramızda güzel bir dostluk başladı. Daha sonra da o hocam danışmanlık yaptığı bir şirkette muhasebe müdürü olarak çalışmama referans oldu.  Ben de onu hiç utandırmadım. En büyük özelliğim vergi kanunlarıni ezbere biliyor olmamdı. Boş vakitlerimde kanunları okurdum. Değişiklik yapılan tüm kanunları ezberden bilirdim. Tabi bu çalışkanlığım ve azmim çalıştığım şirketlerle ve diğer danışmanlarla da ilişkilerimi genişletti. 
Peki Kanada’ya gelmenize ne sebep oldu?
Herşeyden önce kendimi aşmak istedim. Çocukluğumdan beri yurtdışına gitmek, dünyaya açılmak ve yeni şeyler öğrenmek hayalimdi. Kanada’ya gelmeden önce iş için çeşitli ülkelere gittim. Mesela Fransa, İngiltere, Polonya, Portekiz, Almanya gibi. 86-87 yıllarında Almanya’da master yapmak için 1 yıl kaldım. Sonra Türkiye’ye dönüp askerliğimi tamamladım ve Kanada’ya başvurumu yapıp buraya geldim. 
Buraya geldiğinizde sıfırdan mı başladınız?
Tabiki. Türkiye’de aynı şirkette çalıştığım 2 mühendis arkadaşım beni karşıladı. Bunun avantajı oldu ama lisan yeterli olmayınca sıfırdan başlamak gerekiyordu. Gelir gelmez lisan okuluna başladım. 
Sıfırdan başlamanın duygusal ve psikolojik yükünü nasıl taşıdınız?
Ben hep para kazanmanın huzur getirmediğini düşünürdüm. Haftada 7 gün çalışıyordum ama para konusunda bir hırsım hiçbir zaman olmadı. İşyerim için bütün özverimi kullanmazsam kendimi suçlu hissederdim. Fazla işkolik olmamdan dolayı cok stresli bir hayatım vardi. Buraya geldiğimde yeniden doğmuş gibi oldum. Buranın sakinliği, insanların birbirlerine saygılı tutumları, hatta trafikteki düzen bile burası benim aradığım yer dedirtti bana. İlk zamanlarda herkes gibi ben de önce çok çeşitli işlerde çalıştım. Sonra yavaş yavaş çevre edinmeye başladım. Çok stresli bir iş olduğu için muhasebe yapmak da istememiştim. 
 
Peki bu işleri yaparken gocunmadınız mı?
Hayır, gocunmadım. Tam tersine, ben hep yeni birşey öğrendiğimi ve tecrübe kazandığımı düşündüm. Mesela halıda çalışan bir arkadaşımın yardıma ihtiyacı oldu. Ona yardım ederken halıcılık hakkında birşeyler öğrendim. İnşaatta çalışan bir arkadaşıma yardım ederken oradan yeni şeyler öğrendim ve bunlar biraz olsun el becerilerimi geliştirmeme sebep oldu.  İyi bir seçim yaptığımı bilmek zorlukları daha kolay aşmama yardımcı oldu diyebilirim. Bakış açısını değiştirince zor olan işler bile insanı mutlu edebiliyor. 
Burada meslek hayatınıza nasıl başladınız?
İtalyanlara ait bir inşaat şirketinde çalışırken birgün kaza geçirdim ve ayağım kırıldı. İşsizlik sigortasındaki bir yetkiliyle konuşurken eğitim aldığım esas alanı sordular ve uzman olduğum alanda çalışmamın daha iyi olacağını söylediler. Onlar bana birkaç sertifika kursu önerdiler, ben üniversiteye gidebileceğimi öğrendim. Burada yetişkinler için olan bir liseyi bitirdikten sonra soluğu York Üniversitesi’nde aldım. Tabi geçinmek zorundaydım. Bu yüzden okula ancak yarı zamanlı gidebildim. Sonra ofisimi açınca ve işlerin sorumluluğu da çoğalınca okulu bitirmek kısmet olmadı. Türkiye’de serbest mali müşavirdim. Burada üniversiteye gitmemdeki amaç da yeminli mali müşavir olmaktı. 
Her işte bir hayır vardır. Ayağınızı kırmanız bir şans olmuş aslında.
Öyle. Burada ilk başladığım zamanlarda bizim toplumumuz içinde bu alanda fazla kimse yoktu. Bu yüzden oldukça yoğun bir şekilde çalışmam gerekti. 17 senedir de aynı tempoyla çalışmaya devam ediyorum. 
Ailede bayrağı taşıyacak olanlar var mı?
Büyük kızım bilim alanına yönelmek istedi. Oğlum daha çok fiziksel güç gerektiren el sanatlarıyla ilgili. Ufak kıza elimizde olmadan yüklendik, ona kabul ettirebildik. Kolejden diploması var. Zaman zaman başka işlere meylediyor. Ben herkesin gönlündeki işi yapması gerektiğine inanırım. Ancak o zaman canı gönülden çalışılır çünkü. Ama elinde bir altın bileziği olmasını da isterim tabi. O yüzden tecrübelerimi kızıma hep aktarmaya çalıştım. 
Burada ayrımcılık, ötekileştirme gibi sorunlar yaşadınız mı?
Hayır. Öyle birşey olmadı. Benim en büyük sıkıntım ilk yıllarda dilden kaynaklı olarak kendimi ifade edememek oldu. Çalışmak için işyerlerini aradığımda aksanlı konuşmamdan dolayı ve mülakat İngilizcesine çok hakim olmamamdan dolayı kolay işe giremedim. Çalıştığım ortamdaki insanlara bu işi bildiğimi göstermek ve profesyonel iş ortamında bulunup gözlem yapmak için parasız çalışmaya bile razı oldum. 
Peki size destek olan kişiler oldu mu?
Evet. Üniversiteye devam ederken co-op programıyla en büyük desteği devletten aldim. Daha sonrada okula giderken birkac muhasebe ofisinde staj yaptım, çalıştım. 
Kendi ofisinizi açmaya ne zaman karar verdiniz?
2001 yılında burda araba satışı yapan Ali Er bey’le tanıştık. Araba sattığı alanda ofis olarak kullandığı bir tır kasası vardı. O ofis/kasanın bir bölümünü kullanmamı teklif etti. Oraya bir masa koyup ilk olarak onun muhasebesiyle işe başlamış oldum. 
Yani ilk ofisiniz mobil bir ofis oldu.
Tabi tabi. Hatta arayan birçok kişi ofis beklerken bir arazide bir tır kasasında bir muhasebe ofisi olmasına şaşırıyorlardı. İlk sene böyle 40-50 kişiyle tanışıp çalışmaya başladık. Sonrasında böyle gitmeyeceğine karar verip şu andaki ofisimize taşındık. 
Oldukça merkezi bir yerde ofisiniz.
Ofisin yerini belirlerken önüme bir harita alıp en merkezi yere bakmıştım. Herkesin gelebileceği ve ulaşım konusunda kolay bir yer ararken 2002 senesinde 450 Wilson Ave adresindeki ofisimize çapayı attık. O gün bugündür buradayız. Bilmeden öncüsü olduğum Wilson caddesi bölgesinde şimdi toplumumuzdan birçok işyeri açıldı.
Yeni gelenlere ne tavsiye edersiniz?
Öncelikle varsa lisan problemlerini çözmeleri gerekiyor bence. Hayata bir şekilde atılıyorsunuz, başlıyorsunuz. Ne şartlarda olursa olsun eğitime önem vermeliler. Belli bir yaştan sonra eğitime yeniden başlamak zor ama eğitim her yaşta gerekli. Zaten bir mesleki tecrübeyle buraya gelmiş kişiler bir de Kanada belgesi alırlarsa işleri çok daha kolaylaşıyor. Hem de orada yeni kişilerle tanışıp sosyal çevre yapma imkanı buluyorlar. Para kazanmak arkasından mutlaka gelir. 
Burada göçmen bir toplum olarak hem kendimizin hem de genel olarak Kanada’nın kalkınmasına yardım ediyoruz. Kanada herkesin herşeyi yapabileceği bir ülke. Yaş, cinsiyet, ırk sorunları olmadan, ayrımcılık yapılmayan, tabiatın güzel olduğu, insan haklarının ön planda olduğu bir ulke. Yeterki ne yaptığınızı bilin ve bildiğiniz işi yapabileceğiniz en iyi şekilde yapın.