Paylaş
Thousands of parents have lost sons and daughters across the country to an epidemic of accidental drug overdoses.

Depresyon vakaları günümüzde daha mı sık görülüyor?
Değerli okuyucularım,
Tıp eğitimimin en önemli anlarından birini daha ilk senemde hocamın ofisinde iken yaşadım. Hocanın arkasındaki kitaplığın üstünde tozla kaplı kitaplara bakıyorken, 1970’te yazılan bir kitap ilgimi çekti. Kitabı açtığımda elim tesadüfen depresyon bölümüne geldi ve okuduklarıma inanamadım. Kitapta yazılanlara göre 1970’lerdeki depresyon oranı %1’in altındaymış. “Hocam bu yanlış mı yazıyor? Depresyon yaşayan kişi oranı herhalde %10 gibidir,” dedim. “Daha da fazladır,” dedi. Benim sonraki araştırmalarım da bu oranın neredeyse %20 civarında olduğunu gösterdi.
Bugünkü yazımda bu oranın niye arttığını ve depresyon geçiriyorsak bunu nasıl tedavi edebileceğimizi anlatmak istiyorum.
Birinci soruyu cevaplamak için, ilk önce bunun her yerde geçerli olup olmadığını araştırdım.
Bu konudaki çalışmaların sonuçlarına göre depresyon ve anksiyete oranları nerdeyse bütün batı ülkelerinde benzer seviyelerde bulunmakta. Daha az gelişmiş ülkelerde bu oran daha düşük seviyelerde duruyor ve en gelişmemiş ülkelerde nerdeyse sıfır. Yani depresyon; diyabet, kanser ve damar tıkanıklığı gibi neredeyse bir gelişmiş dünya hastalığı haline gelmiş.
Bunun nedenini anlamak için 1970’ten çok daha öncelere gitmemiz lazım. İnsanoğlu şu anki biyolojik yapımızla dünyada aşağı yukarı 500,000 senedir yaşıyor. Bunca zamanın %98’i boyunca, yani 10.000 sene öncesine kadar avcı-toplayıcı gruplar halinde yaşadık. Düşünebiliyor musunuz, hayatımız ne kadar değişmiş?
Şu an bir etrafınıza baktığınızda, eğer bu yazıları perfectgazete.com’da değil de kağıttan bir gazetede okuyorsanız bile, bunun aşağı yukarı sadece 200 senedir yaşadığımız bir hayat tarzı olduğunu düşünmemiz gerekir. Etrafınıza baktığınızda ağaç mı var, yoksa tahtaya benzeyen panel mi? Yerde toprak ya da tahta mı var, yoksa tahtaya benzeyen lamine madde mi? Bu yazıları floresan ışık altında mı hatta bir bilgisayarın ekran ışığında mı okuyorsunuz?
Yani belki sormamız gereken soru niye depresyon oranı %20’ye çıktı değil de, niye geri kalan %80’de depresyon yaşamıyor olmalı. Örneğin, herhangi bir hayvanı alıp güncel yaşamımızdaki ortama sokarsak, yani suni maddeler içinde, hareketsiz, kapalı mekanlar içinde, uykusuz, yemeğe benzeyen ama aslında yemek olmayan besinler vererek ve sosyal anlamda izole bir hayat tarzı yaşamaya maruz bırakırsak, depresyon geçirmemesi mümkün değildir. Hatta böyle bir yaşamın hayvan haklarına uyumlu olmadığını savunur bir çok kişi, ve ben de bu kişilerden biriyim! Çünkü böyle bir yaşam tarzı ile beynimizin stres seviyesi artıyor ve asla aşağı inmiyor. Böyle olunca savunma sistemlerimiz hep aşırı çalışıyor ve sonunda bozuluyor. Beynimizde bile bir şişme reaksiyonu oluşup, bu ölçülebiliyor. Yani depresyon yaşayan bir beyin, aynı burkulan bir bilek gibi şişme reaksiyonu gösteriyor. Bu hem ruh sağlığımızı etkiliyor hem de burkulmuş bir bilek gibi sinirlerimizi etkileyip vücudumuzda ağrılara bile yol açabiliyor.
Peki, bunu nasıl çözebiliriz?
Tabii ki anksiyete ya da depresyon yaşadığınıza dair bir şüpheniz varsa, bir psikolog ya da bir doktora danışmanız şart.
Yazımın kalan kısmında bu konuda danışılan doktorların önerilerine ilaveten hayatınızda yapabileceğiniz birkaç değişiklikten bahsetmek istiyorum.
Fiziksel Aktivite
Birincisi, ve en önemlisi, fiziksel aktivite.
Fiziksel aktiviteyi neredeyse bir ilaç gibi düşünmek lazım. Hatta size şunu söyleyeyim: Fiziksel aktivitenin bize verdiği faydayı bir hapın içine koyabilme yolunu bulursanız, lütfen bana söyleyin. Öünkü anında dünyanın en çok satılan ilacı olur. Yukarıda bahsettiğimiz o depresyon yaşamayan avcı-toplayıcı toplumlara baktığımızda, yaşlıların bile bir sporcu kadar iyi bir fiziği olduğunu görüyoruz. Ancak egzersiz yapmak, depresyon yaşamayan insanlar için bile zor olabiliyor, ve depresyon yaşayan kişi için odadan çıkmak bile zor gelebiliyor. Böyle bir durumda egzersiz yapmanın en etkili yollarından biri egzersizi günlük hayatımıza gizli şekilde sokmak. Mesela işe giderken asansör kullanmak yerine merdiveni kullanmak. Ya da işe yürüyerek veya metro ile gitmek.
Işık
İkincisi ışık.
Tabii ki en iyisi güneş ışığı. Ama güneş ışığı yoksa sabah kalktığımızda hemen bütün ışıkları açıp, hareket etmek faydalı olabiliyor. Hatta özellikle bunu sağlamak için ışıkla çalışan alarm saatleri bile mevcuttur. Özellikle Kanada gibi kışları karanlık olan bir ülkede bu faydalı olmaktadır.
Uyku
Hazır konu uykuya gelmişken, uykunun da kalitesi depresyon riskini etkiliyor. Uyku her gece aynı saatte başlayıp aynı saatte bitince daha doyurucu oluyor. Yedi veya sekiz saat iyi bir hedeftir. Yatmadan önce cep telefonu, televizyon veya bilgisayar ekranından uzak durmanın faydası vardır. Tabi yatmadan önce kafein ve içkiden uzak kalmanın da faydası vardır. Özellikle içki, sanki uyumayı daha kolay yapıyor gibi bir his verebilir. Ama araştırmalara göre içkili uyumanın aslında uyku kalitesini düşürdüğü görülmektedir.
Sağlıklı beslenme
Depresyon yaşayan bazı kişilerde, vücutta şişkinlik yaratan maddeler bulunduğu için, şişkinliğe karşı diyetimizi optimize etmekte de fayda vardır. Sağlıklı beslenip omega-3 yağları tüketmenin faydalı olduğuna dair araştırmalar mevcuttur.
Sosyal bağlar
Son olarak sosyal bağlarımıza değinmek istiyorum. Avcı-toplayıcı toplumlarda başkalarının desteği olmadan yaşamak neredeyse imkansızdı. Günümüzde, bütün alışverişimizi, ihtiyaçlarımızı, ve kariyerimizi bile internetten yaparak insanlardan uzak kalmak kolaylaştı. Hatta birkaç sene önce yapılan bir ankette, Amerikalıların yarısının bir tane bile yakın arkadaşı olmadığı ortaya çıktı. Özellikle depresyon yaşayan birisi için bu cazip gelebilir, ama bu içe kapanma duygusuna karşı çıkmakta fayda var. Mümkünse ailemizle, sevdiklerimizle ve arkadaşlarımızla birlikte olalım.
Hepinize sağlıklı günler dilerim.