Paylaş
” Benim için önemli olan etnik ayrılıklardan ziyade benzer kafa yapısında olduğum kişilerle aynı frekansta buluşmak.”


Hoşgeldiniz.
Merhabalar.
Kaç yılında geldiniz Kanada’ya?
Kanada’ya Mayıs 1975’te geldim.Neredeyse 44 sene olacak.
Toronto’ya mı geldiniz?
Evet.
Sizi karşılayan oldu mu?
Kimseyi tanımıyordum, dolayısıyla kimse beni karşılamadı. Aslında herkes buraya gelmek isterken ben bir anlamda gelmemek için uğraştım.
Nasıl yani?
Tuzla’da piyade okulunda yedek subaylığım sırasında bir gece karagah nöbetindeyken uykusu kaçan bir arkadaş yanıma geldi. Sohbet ederken Kanada’ya gitmek istediğini söyledi. O zamanlar bu işleri yapan Kanada sefareti Beyrut’taydı. Sonra zaten savaş çıkınca Zagreb’e taşındı. Neyse, arkadaş formları almış ama İngilizce bilmiyor. Benden yardım istedi. Bir ara çantasından birşey ararken iki tane form yollandığını farketti, benim de doldurmamı istedi. Terhis olup İstanbul’da çalışmaya başladıktan sonra bir gün Beyrut’tan bir mektup geldi ve beni Ankara’ya mülakata çağırdılar. Gitmeye niyetim yoktu fakat öyle bir tesadüf oldu ki, mülakattan bir gün evvel Ankara’ya gitmem gerekti. Sonra sağlık testi derken bir gün postayla vizem geldi. Bu arada Amerika’da ki bir muhendislik firmasindan iş teklifi almıştım. Çalışma iznimi almak için bir hafatalik turist vizesiyle Washington’da bulunduğum sıralarda kanunların değiştiğini ve bu işlemlerin oldukça uzun zaman alacağını öğrendim. Aklıma Kanada vizem geldi. Öyle bir durum oldu ki Amerka’da işim var, vizem yok, Kanada’da vizem var işim yok… Neticede bir otobüse binip Fort Erie üzerinden Kanada’ya giris yaptim.
Beraber formu doldurduğunuz arkadaşınız ne oldu?
Gelemedi.
Gülüşmeler…


Kanada’yı nasıl buldunuz?
Bay ve Dundas kesişimindeki otobüs terminalinde indim. Bir Pazartesi sabahı saat 10 sularıydı. Bavulumu emanete bıraktım. Nasıl olsa şehir merkezindeyim, bir otel bulurum diyerek yürürken dikkatimi sokakta in cin olmaması çekti. Meğerse geldiğim gün Victoria Day tatil gunu imiş. İlk gece bir otelde kaldım. Ama sürekli otelde kalamazdım tabi. Hemen Toronto Star Gazete’sinden kiralık ilanlarına bakmaya başladım. Yıllar evvel bir arkadaşımın bana Toronto’dan yolladığı fotoğraftan aklımda Casa Loma ismi kalmış. Casa Loma’da kiralık odalar ilanını okuyunca demek ki şatonun odalarını kiraya veriyorlar diye düşündüm.
Gülüşmeler…
Meğerse kastedilen Casa Loma bölgesiymiş.
İngilizceniz nasıldı?
İngilizce derdim yoktu. Hem kolejde okudum. Sonra ODTÜ ve Amerika’da master yaptım.
İş nasıl buldunuz?
Ben mühendisim. Buraya geldiğimde iş başvuruları yaptım. Geldikten 1.5 ay kadar sonra hayatımın dönüm noktalarından bir oldu. Geldiğimde İstanbul’da zaten bir işim vardı ve bir Alman firmasından başka bir iş teklifi almıştım. Bir de New York’ta MBA yapmak için burs kazanmıştım. Fakat tam 30 Haziran günü hem çalıştığım iş yerine hem o Alman firmasına hem de burs kazandığım Türk Eğitim Vakfı’na birer mektup yazıp geri dönmeyeceğimi bildirdim. Bütün bağları yakınca bir hırs geliyor insana. Bir de geri dönersem sanki başaramamış gibi bir imaj olacağı için gemileri yakmayı tercih ettim. Birkaç ay sonra ilk işimi buldum ve çalışmaya başladım.
Bu arada geçiminizi nasıl sağladınız?
Göçmen olduğum için devlet haftada $37 para veriyordu. Bunun $25’ini kaldığım odaya veriyordum. Kalan $12’la geçiniyordum. İş görüşmelerine falan sabahın köründe kalkıp yürüyerek gidiyordum. Derken Eylül ayında 3 tane birden işe yarar iş teklifi geldi.
İlk maaşınızı hatırlıyor musunuz?
Elbette. Yıllık $11.000 idi 1975 senesinde.
Diplomanızın eşleşmesi gibi gereklilikleri nasıl hallettiniz?
Öncelikle aldığım eğitim zaten uluslararası bir eğitimdi. Buradaki mühendisler odasında etik imtihanına girdikten sonra herhangi bir sorun yaşamadım. 


O zamanlar Toronto nasıl bir yerdi?
Gayet medeniydi.
Şimdiki gibi gökdelenlerin olmadığı bir şehir merkezini hayal edemiyorum.
Ben buradayken CN Tower binasının en tepesindeki kule helikopterle konuldu. Onu seyrettik.
Bir mühendis olarak sizin bunlara nasıl bir katkınız oldu?
Epeyi katkım oldu. İlk yaptığım işlerden biri Kennedy istasyonunun zemin etütlerini ve sondajını yapmaktı. Birkaç sene müşavir mühendislik firmalarında çalıştıktan sonra Toronto Belediyesi’nde çalışmaya başladım. 11 sene çalıştım orada. Son 5 senesinde İnşaat Müdürü’ydüm. 30’lu yaşlarda gelinbilecek en yüksek pozisyona geldim. Toronto şehir merkezinde görülen birçok binanın proje kontrolünü yapıp, ruhsatını ben verdim. Sonra oradan ayrılıp özel bir şirkette başladım. Toronto Havaalanında Terminal 3 inşaatının proje müdürlüğünü yaptım.
O binalarda imzanızın olması nasıl bir his?
Hepsine bakınca bina diye bakmıyorsun; bir hikaye geliyor aklına.


Kanada’da o zaman da çok kültürlü bir yer miydi?
Evet. Hatta kafamı epey meşgul etmiştir bu konu. Bize milletin tarifi dini, dili, kültürü, tarihi bir olan insanların meydana getirdiği topluluk olarak öğretilmişti. Burada bu teklik unsuru olmamasına rağmen birlik olduğunu gördüm. Medeni bir ortamda gaye birliği var Kanada’da. Dolayısıyla etnik bir milliyetçilik ve sivil milliyetçilik arasındaki farkı gayet net görebildim.
Burada diğer toplum üyeleriyle nasıl tanıştınız?
Türkiye’de liseden Ergin Erel isimli bir arkadaşımın Kanada’da olduğunu öğrenmiştim. Tabi o zamanlar internet yok, rehberde aradım. E. Erel ismini görünce tamam dedim. Hemen aradım. Telefona Ergin’in abisi Erdoğan cevap verdi. Sonra bana yolu tarif etti. Yonge üzerinde bir donut dükkanında Erdoğan ve Cemil’le buluştuk. Kanada’da ilk onlarla tanıştım.
Türkler o yıllarda ne iş yapıyorlardı?
Tuhaftır, Türklerin çoğu mühendisti.


Burada dernekleşmeniz nasıl oldu peki?
1976 senesinde buraya FOTEM diye bir folklor grubu geldi. Scarborough tarafında bir arenada folklor gösterileri yaptılar. İlk defa orada o kadar çok Türkü birarada gördüm. Sonra Ender isminde Türkiye’de eski milli folklorcu bir arkadaşla tanıştık. O bizim de burada bir folklor grubu kurmamızı önerdi. Büyük bir heyecanla burada folklor çalışmalarımıza başlayınca Türk Kültür Folklor Derneği’ni kurma gereği doğdu.
Neler yaptınız dernek olarak?
Epeyce folklor gösterileri oldu. Birçok sanat ve kültür faaliyetlerimiz başladı. İş dışındaki zamanlarımız hep folklor ve tiyatro çalışmalarıyla geçiyordu. İlk olarak 1977 yılında bağbozumu folklor gösterisi yaptık. Büyük başarı sağladı. Bu arada tiyatro çalışmalarımız başladı. Vladimir isimli Bulgar kökenli bir arkadaşımız vardı. Türk kültür ve edebiyatına hepimizden daha hakimdi. O Bir Delinin Hatıra Defteri’ni oynadı burada. Sonra bircol tiyatro faaliyetlerimiz oldu. Bu arada Esin Akalın çocuk ve gençlik tiyatro grubunu kurdu.


Bu arada nüfüs da yoğunlaşmaya başladı tabi.
Evet.. 1970’lerin sonunda gerçekle alakası olamayan Geceyarısı Ekspresi isimli propoganda filmi çıktı. Biz de sinema girişlerinde hazırladığım yazıları dağıtmaya başladık. Sözde soykırım üzerine ilk faaliyetlerimiz böyle başladı. Sonra Ottawa’daki elçiliğimize saldırılar oldu. 85 senesinde Kanada Türk Dernekleri Federasyonu’nu kurduk. İlk başkanımız rahmetli Muvaffak Üzümeri beydi. Ondan sonra uzun süre başkanlığı üstlendim. O sıralarda Ermeni olaylari ile ilgili 3 tane kitap hazırladım.
Milli gururun ötesinde sizi bu konuda harekete geçiren ne oldu?
Beni tetikleyen şu oldu. Bize okullarımızda bu tür beyin yıkama amaçlı bir eğitim verilmedi. Kaliforniya’da talebeyken Mehmet Baydar ve Bahadır Demir isimli genç Los Angeles konsolosluk görevlileriyle tanışmıştım. Türkiye’ye döndükten birkaç hafta sonra 1973 senesinde ikisi de Gourgen Yanikian isimli bir Ermeni tarafından öldürüldü. 1970 ile 1985 arasında öldürülen 42 diplomatımızın ilkleridir onlar. Öldürülen bu iki tane genç, pırlanta gibi diplomatımızın tek suçları Türk olmaktı. Sonra bu konuyu derinlemesine etüt etmeye başladım.
Bu konuda taraflı bir inceleme yapmadığınıza nasıl emin olabiliyorsunuz?
Çünkü incelediğim neredeyse tüm kaynaklar yabancı kaynaklardı. Bir de bu konuda yazılan Türkçe kitaplar hissi olarak kaleme alınmışlardı, onları bilimsel kaynaklara dayanmadığı için eledim.
Vardığınız netice ne oldu?
Sonuçta iki tarafin da maruz kaldigi trajik olaylar var, bu inkar edilemez. Fakat bir de bunların nasıl çevrilip politik propogandaya alet edildiğini görmek gerekli.
Bu konuyu Kanada’da anlatabilme şansınız oldu mu?
Uzun yıllar boyunca televizyonlarda, radyolarda, gazetelerde veya seminerlerde bu konuyu anlattım. Hatta bu mücadelem yüzünden birçok kere saldırıya uğradım. Bir gerçek var, Ermeniler tehcir dolayısıyla muazzam trajedi yaşamışlar. Ama sadece onlar değil, tüm bölge halkları aynı şeyi yaşamışlar. Ben asla Ermeni karşıtı değilim; bunun tek taraflı olarak politika malzemesi yapılmasına karşıyım. Tabi bu arada önemli bir noktaya da değinmem gerekli. Hayatım boyunca hem Türkiye’de hem Kanada’da birçok Ermeni arkadaşım oldu. Politika olmasa arada, dilin ve dinin ayrı olsa da bize en yakın olanlar Yunanlar ve Ermeniler mesela. Kültür olarak, yemek, müzik, dans ve hayat tarzı olarak en çok anlaştığımız insanlar onlar. Bir Ermeniyle esprilerimiz bile aynı. Benim için önemli olan etnik ayrılıklardan ziyade benzer kafa yapısında olduğum kişilerle aynı frekansta buluşmak.


Geçmişin yükünün Kanada’da çocuklarımızın sırtına bindirilmesi haksızlık tabi. Bu konu dışında burada bir ayrımcılıkla karşılaştınız mı?
Hayır. Kanadalı kimdir? İngilizi var, Fransız, Aboriginal ve Etnik gruplar var. Bunların toplamı Kanadalı.
Burada birçok insanın karşılaştığı en büyük zorluk ‘Canadian experience’ edinmek. Siz bunu nasıl tarif edersiniz?
İşte o zaten tavuk mu yumurta mı durumu. İstediğiniz iş olmasa da bir yerden başlamak lazım.
Çok teşekkürler.