Paylaş

Perfect Gazete okurlarına ne söylemek istersin?
” Kimsenin size birşeyi yapmaya zorlamasına izin vermeyin. Fakat size çok değer veren bir insan sizden birşey yapmanızı isterse hemen hayır demeyin.” 

Hazırsan başlayalım mı?
Başlayalım.
Peki, merhaba Peri, bize kendini tanıtır mısın?
Merhaba. Benim adım Peri. 13 yaşındayım. 8. Sınıfa gidiyorum ve kedileri çok seviyorum. 
Kedilerin neyini çok seviyorsun? Bağımsızlıklarını mı mesela?
Şu ana kadar belli bir sebebi olmadı ama diğer hayvanlarla karşılaştırdığımda en çok kedileri seviyorum. Kendi akıllarını kullanabildiklerini farkettim. Belki sizin dediğiniz gibi bağımsızlıkları içgüdülerinden de olabilir. Ama aynı zamanda küçücük vücutlarıyla çok hızlı ve aynı zamanda kıvrak oldukları için herhalde muhtemelen daha düşünceli olmaları da gerekiyor. Şu ana kadar bir sürü kedim olduğu için her kedinin farklı bir karakteri olduğunu biliyorum. Mesela Türkiye’deyken 8 tane kedim vardı. Her 8 kedimin farklı özellikleri vardı. 3 ana kedi, Peko, Üzüm ve Teko. Peko ve Üzüm kardeş, Teko da Üzüm’ün oğlu. Normalde insanın en sevdiği, favorisi falan olmaz da Peko ailecek hepimizin en sevdiği. 
Neden?
Çünkü Peko öyle bir kediki, kendini sevdiriyor, sevdiriyor ama bir yerde dur diyor. Kendi iradesi yani çok güçlü bir karakteri var. Hatta onu da Canada’ya getirecektik. Fakat o bahçeyi koruduğu için ve diğer kedileri de koruduğu için eğer Peko’yu buraya getirseydik bizim başçe korumasız kalırdı. 
 
Türkiye’den geleli ne kadar zaman oldu?
2016’nın Ekim’i falan gibi. Okul başlarken geldik. 
İki ülkenin okulları arasındaki farklar konusunda ne düşünüyorsun?
Türkiye’deyken özel okula gittim, şu anda devlet okuluna gidiyorum. Belki o yüzden fark olabilir. Ama kesinlikle çalışkan öğrenciler arasında rekabet çok var. Buraya geldiğimde ilk haftalar çok iyi geçti. Ama zaman ilerledikçe farkettimki, rekabet olmması iyi birşey değil. Çünkü rekabet olmayınca hiçbir öğrencinin bir amacı olmuyor. Ve bu maalesef öğrencilerde başka zararlı alışkanlıklara da yönelebiliyor. 
Anladım. Bu durumda sana çok kolay geldi dersler sanırım.
Tabiki. İkinci senem burda ve hala çok kolay geliyor. Bu çok iyi değil, çünkü derslerim de artık o kadar umrumda olmamaya başlıyor. Artık otomatik olarak kolay geliyor yaptığım herşey. Fakat liseye yakınlaştığım için lisede muhtemelen böyle olmayacak. 
Bunun garantisini verebilirim.
Gülüşmeler…
O yüzden kolay olsa bile tembel olmak istemediğim için yine de çalışıyorum. 
 
Peki İngilizce sorunun oldu mu?
İngilizce benim için sorun olmadı. Çünkü buraya gelmeden önceki okulumda hem normal İngilizce dersi vardı hem de başka desrler de alıyordum. 14-15 kişi daha ileri İngilizce çalışıyorduk. O sınıfta İngilizce öğrenmek yerine İngilizce konuşulan bir ülkede normal derslerde ne yaptıklarını öğreniyorduk. 
Yani daha hayatın içinden İngilizce öğreniyordunuz.
Evet, hep yabancı hocalar vardı. 
 
Yenilik her zaman güzeldir ama başlangıçlar herkesi birazcık korkutur. Sende nasıl oldu?
Şimdi ben çok sosyal biri olduğum için arkadaş bulmakta hiç sorun olmadı. Zaten gelince herkes beni içerisine aldı. Yeni birşey olduğunda korksan bile her şekilde bir grup seni içine alıyor. Fakat kolay arkadaş yapmak her zaman iyi birşey olmuyor. 
Nasıl yani?
Çünkü ben kolay kolay arkadaş yapabiliyorsam bazen bir insanı yanlış okuyup böyle kötü yönlerini görmemiş olabilirim. Sonra mesela arkadaşlık ilerledikçe bazı senin mutlu olmadığın özellikleri oluyor ve o yüzden arkadaşlığı bırakmak zorunda da kalabiliyorsun. 
Anladım. Ya da o arkadaşlık kurtarılmaya değerse uğraşıyorsun belki…
Evet. 
 
Günlerin nasıl geçiyor Peri?
Bu aralar iyi geçiyor. Çünkü Canada’da ikinci senemde daha tecrübeliyim. İnsanların nasıl düşündüklerini daha iyi biliyorum. O yüzden kültür şoku birazcık daha azaldı. Daha iyi arkadaşlarım da var. O yüzden bugünler gayet iyi geçiyor. 
Aslında bu soruyu konuyu kitabına getirmek için sormuştum. Sen tanıdığım en genç yazarsın. Kitabından bahsedebilir miyiz biraz?
Olur. Canada’ya tatile geldiğimizde annem bana bir defter almıştı. İçimden gelmiştiki ben bu deftere bir hikaye yazarım. O hikayenin böyle gerçek bir kitap olacağını hiç düşünmemiştim. İşte öyle bir hikaye yazmaya başladım. Hikayem de kediler hakkında….
Gülüşmeler….
Tamam, sen kedileri seviyorsun. 
O çok belli. Sonra onu yazdığımdaysa annem babam dediki bundan kitap olur. Sonra da gerçekten bastırıldı. 
Kitabın konusu ne?
Molly diye bir kedi var. Molly Molasses. Onun isminin de böyle olmasının sebebi aslında Peko’dan. Çünkü Peko normalde Pekmez. Molasses pekmez, sonra molasses kısaltırsan o da Molly oluyor. Çizimlerde aynı görünüyorlar zaten. Molly New York’ta yemek ararken birgün yanlışlıkla bir gemiye biniyor ve orda Samantha diye bir genç kızla karşılaşıyor. Sonra onunla Londra’ya gidiyorlar. 
Nasıl iletişim kuruyorlar birbirleriyle?
Konuşarak değil ama daha çok bir kedi ve sahibinin iletişim kurması gibi.
Yani sen kendi tecrübelerinden yola çıkarak anlattın.
Evet.  
 
Kitap basıldı…
Kitap basıldı. Sonra Türkiye’de D&R ve Remzi Kitapevi’nde vardı. Burada da Social Cafe 808’de var. 
Kitabın hangi dilde?
İngilizce yazmıştım. 
Harika. Peki yazarlığa devam etmeyi düşünüyor musun?
Evet. Çünkü kitap devam edecek diye bitti. 
Yazar olmak nasıl bir his?
İyi bir his. Gerçekten iyi bir his derken asıl iyi olmasının sebebi şu. Böyle kendine bir dünya yaratıyorsun. Yani bir dünya var ve istediğin herşeyi yapabilirsin. Mesela çok sevdiğin bir kitap serisini takip ederken veya bir televizyon dizisi izlerken sonraki bölümde ne olacak gibi seyirci veya okuyucu hep merak ediyor. Fakat sen o yaratıcı olunca herşey benim kontrolümde ve ben bu hikayeyi en iyi şekile getirebilecek gücüm var diyorsun. 
Tam da oraya geliyordum; bu aynı zamanda çok büyük bir sorumluluk, öyle değil mi?
Evet, o yüzden devam ettirmeyi planlıyorum. 
 
Benim kasdettiğim aslında senin kitabında anlattığın hikayenin, verdiğin örneklerin okuyucunun hayatını etkileyecek olması. 
Evet. Asıl kitapların görevi şudur yani. Normalde bir insan yaşayarak öğreniyor. Ama kitap okurken mesela 10 senelik birşeyi birkaç saatte öğrenebilirsin.  Yaşarken küçük küçük olaylarla ders alırız. Fakat kitaplarla başkalarının hayatlarının içine bakabildiği için bir sürü farklı perspektifleri oluyor. 
Kitaplarının devamını heyecanla bekliyor olacağız. 
Yazarlık dışında nelerle uğraşıyorsun Peri?
Okçuluk yapıyorum. 4 senedir okçuluk yaptığım için artık ilerledim ve dersler de veriyorum. 
Ok atmayı ne kadar zamanda öğrenebilir bir kişi?
5-6 saatte genel kurallar öğrenilir. Sonra kendinizi geliştirmenin tek yolu çalışmak. 
 
Ama o da bir yetenek gerektirmiyor mu?
Herşeyi yaparken, sadece okçuluk değil, müzikte falan da yetenek sadece başta yardım ediyor. Ama başarılı olmak için yetenek yetmiyor. Teknik de bilmek ve çalışmak gerekli. Mesela bizim bazı öğrencilerimiz var, başta yetenekleri yardım ediyor ama sonra çalışmadıkları için performansları iyi olmuyor. Hatta ben birine yetenekli demeyi sevmem çünkü nasıl olsa ben yetenekliyim diyip çalışmayı bırakıyor. Bazen de insanlar benim yeteneğim yok diye bırakıyor. 
Katılıyorum. 
 
Biraz da gelecekten konuşalım. Burada birçok genç lisede tatillerde falan çalışıyor. Senin böyle bir planın var mı?
Tabiki. Çünkü insan çalışma ortamının nasıl bir yer olduğunu anlıyor. İleride daha başarılı olur insan, mesela bir ofise geldiğinde yabancı gibi olmaz. Bankada da retoranda da patron hep aynı, senin nasıl iş yaptığına bakıyor. Onların işi de yöetmek. Hem onu anlamak için hem de aynı zamanda çalışınca para kazanacağın için paranın nasıl harcanacağını, nasıl kullanacağını ve biriktireceğini de öğreniyorsun. Yani hem ekonomik olarak hem de işyeri olarak insan birşeyler öğreniyor. 
 
Anladım. Yaz tatillerinde çalışan bazı çocuklar biliyorum. Sonra bu benim param, istediğimi alırım diyorlar. Sen ne düşünüyorsun bu konuda?
O çok akıllıca bir düşünce yöntemi değil bence. Çünkü senden yıllarca tecrübesi olanları dinlemen gerekir. 
 
Ailen senin çalışmanı destekler mi?
Çalışmaktan çok bazı görevleri nasıl yapmam gerektiğini öğrendiğim için ailem bunu destekliyor. 
 
Gelecekle ilgili planların var mı?
Seneye liseye başlıyorum. Lise daha iyi bir yer olacak gibi hissediyorum. İş olarak şu an ne yapacağımdan emin değilim ama. Birkaç tane fikrim var. Mesela ben konuşkan biriyim, yazı yazmayı da seviyorum. O yüzden hukuk demiştim. Ama aynı zamanda matematik ve fizik çok seviyorum. Uzay diyorum, astrofizik falan onlara da girebilirim demiştim. İkisi de çok ayrı konular ama en azından bir fikrim olması beni rahatlatıyor. 
 
Genelde kızların teknik konularda başarılı olacağına inanmazlar ya, hani kızlardan matematikçi olmaz falan derler. Sen ne düşünüyorsun bu konuda?
Saçma. Onlara ne? Bence insan bir yerde artık sadece kendi hayatı için karar verir. Sorumluluk alır. Artık kimsenin o insanı kontrol etmeye hakkı yok. Toplum istediği zaman istediğini düşünüyor zaten, hiçbir zaman senin mutluluğunu düşünmeyecekki. Arkasında bilimsel bir araştırma bile yok. Ben zaten böyle saçmasapan dedikodulardan birşey anladım. Dünyadaki en tehkikeli insanlar hiçbir şey bilmeyen ama o yanlış bilgilerini de sanki çok biliyormuş gibi söyleyenler. 
Kesinlikle. 
O yüzden insanlar inandıkları şeyi eğer çalışırlarsa başarabilirler bence. Benim küçücük bir umrumda bile olmaz. 
 
Teşekkür ederim Pericim.
Ben teşekkür ederim.