Paylaş

Hoşgeldiniz

Hoşbulduk

Buket Uzuner’i tanımayan yoktur herhalde. Milyonlarca kişi tarafından okunan, tanınan bir yazarsınız. Peki siz kendinizi nasıl tanıtırsınız?

Ben de onu arayarak kitaplar yazıyorum. Çünkü her roman ya da öykü yazarın kendisini arayışındaki yolculuğu da denilebilir. Ben, çocukluğumdan beri seyahat etmek, astronot olmak, denizaltı kaptanı olmak isteyen kız çocuklarından biriydim. Benim kuşağımda benzer hayalleri olan fazla çocuk da yoktu. Hayallerime ek olarak, bugün sayısal denilen, fenle ve bilimle çok ilgili bir çocuktum. Bu alanda uzun yıllar eğitim aldım. Lisedeyken DNA sarmalına aşık olup biolog olmak istedim. Oysa benim okuduğum yıllarda bioloji okumanın ne işe yarayacağı pek bilinmiyordu. Hatta babama kızın bu kadar başarılıyken niye biolojiyi seçti, şeklinde sorular bile sorulmuş.

Gülüşmeler…

Hakikaten hırslı bir çocuktum, derecelerle mezun oluyordum. Bioloji de hala çok sevdiğim ve saygı duyduğum bir alan. Sonrasında ekolojiye daha yatkın olduğumu farkettim. Tabi 80’li yıllarda ekoloji de bahçe düzenleme, peyzaj gibi alanlarla karıştırıldığı için babama bu kez de çevrebilimi konusunda sorular gelmeye başlamış.

Onun dışında seyahat etmeyi çok seviyordum. Şimdi de burada yoldayım aslında. Fakat orta halli bir ailenin çocuğu olarak buna ayrılacak bir bütçemiz yoktu. Üstelik bir genç kızın bugün bile sırt çantasını alıp yollara koyulmasının desteklendiği çok enderdir.

Oysa sizin Galapagos Adaları’ndan Kanada’ya dünyada pek gezmediğiniz yer kalmamış gibi.

Var daha, çok şükür. Ama evet, büyük bir kısmını dolaşma şansım oldu. 20’li yaşlarımın başında burslar sayesinde dünyayı dolaşabileceğimin farkına vardım. Burs için başvurduğum sadece iki ülke vardı: Biri Norveç, diğeri Kanada. Sonradan bunun nedeni üstüne çok düşündüm. Karakter olarak çok Akdenizli bir insan olarak bu kadar kuzeyde ve bu kadar soğuk ülkeleri tercih etmemin sebebini bu ülkelerin egzotik yerler olmalarına bağladım. Bir gezi kitabımda da anlattığım gibi, egzotizmi ilk olarak İngilizler tanımlamış. Uzak, yabancı, bilinmez anlamına geliyor. Ama tabi bu onlara göre yapılmış bir tanım. Türkiye’deki bir genç kız olarak uzak, bilinmez, çok düzenli ve dakik olan bu ülkeler bana egzotik gelmişti. Böylece yola çıktım, o günden beri geziyorum. Yıllar sonra öğrendimki, annemin büyük dedelerinden birisi de bir Osmanlı gezgini ve şairiymiş.

Sorunuz benim kendimi anlatmamdı. Aklıma gelen bilim, seyahat ve edebiyat oldu.

Gıpta ettim.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin en başarılı 75 kadınından birisiniz. Bu kuşkusuz bir anda olmadı. İlk kitabınızın hikayesi nedir?

Aslında bu  soru, farklı şekillerde yeni yazarlar ya da yazar adayları tarafından çok sorulan bir soru. Fakat bir vitamin hapı gibi yutulabilecek bir cevabı yok. Özellikle ilk kitabın bastırılmasındaki zorlukları benim bilemeyeceğim tarzındaki yorumlara Victor Hugo’nun bir sözünden alıntı yaparak cevap veriyorum. Bugün ünlü ya da başarılı olan insanlara baktığımızda onların nereden tırmanarak oraya geldiğini hep unuturuz. Sanki oraya tepeden inmişler gibi.

İlk kitaba dönersek, yazmaya şu gün başladım ya da yazar olmaya şu gün karar verdim diyebileceğim bir an yok. Ama çocukluğumdan beri çok kitap okunan bir evde büyümem önemli bir etken. Aynı zamanda annemin çok iyi bir hikaye anlatıcısı olmasının da etkisi var. Her şeyin bir hikayesi olduğunu öğrenerek büyüdüm. Sonra ben de hikaye anlatmaya özendim. Lisedeyken kompozisyonlar yazıyordum. Fakat asıl dönüm noktası Attila İlhan’a rastlamamdır. Üniversitede öğrenciyken yazdığım öyküleri götürdüğümde bana çok destek oldu. Sadece bana da değil, yazmak isteyen çok gence destek oldu. Bir okul gibiydi, ondan çok şey öğrendim. Üniversitedeki yıllarım onun ofisinde geçti diyebilirim. Müthiş bir erkek egemenliğinin olduğu zamanlarda Varlık Dergisi’nde hikayelerimin ve öykülerimin basılmasıyla yolculuğum başladı.

Biraz da Defne Kaman’dan konuşabilir miyiz? Daha önce edebiyat dünyasında pek karşılaşmaya alışık olmadığımız bir karakter…

Üstelik bir de uyumsuz.

Evet, uyumsuz bir kadın.

Çoğunlukla farkına varmasak da aslında yaptığımız herşey çocukluğumuzun öcülerinin üzerine yürümek gibi. Her çocuk gibi ben de kendime bir rol modeli aradığımda her ne kadar aydın ve aktif bir cumhuriyet kadını olsa da annem bir noktaya kadar bu rolü doldurabilirdi. Kendime bir kahraman arıyordum. Fakat bir kız için o kadar az ki bu. Mesela masallarda ya da efsanelerde kadın en fazla kraliçe olabilirdi. Dünya edebiyatına baktığımızdaysa kadın adıyla anılan çok tanınmış iki kitap var: Anna Karenina ve Madame Bovary. İkisi de erkek yazarlar tarafından yazılmış ve kocalarının soyadlarını almışlardır. Sonunda yazarları ikisini de öldürür. Defne Kaman, ismi ve soyadıyla anılan, maceralar yaşayan, başkalarına da ilham olabilmek amacıyla ortaya çıkan bir kadın karakter. Ahlaklı ve dürüst bir gazeteci. 35 yaş civarında, yetişkin ve uyumsuz olmayı göze almış bir kadın. İstanbul’lu ama Anadolu’da geçiyor romanlar. Türk mitolojisi Şamanlığın dört unsuru nedeniyle de su, hava, toprak ve ateş başlıklarını taşıyor.

30 yıla yakındır yazarak hayatımı kazanıyorum. Romanlarım aracılığıyla bir kişiye bile ilham verebilirsem, onun güzelliği bana da yansıyacaktır. Umarım bir gün Defne Kaman’ın yazarı olarak anılırım.

Kitaplarınız aracılığıyla insanların yaşamlarında fark yaratmak nasıl bir his?

Bence insan fark yarattığının farkına varmamalı. O zaman başka bir eşikten geçiliyor. Bir proje olarak ya da fark yaratmayı planlayarak ortaya çıkarılan işler sürekli olmuyor. Halbuki hep gittiğin yolları bırakıp kendin için yeni bir yola girersen zaten fark yaratmaya başlıyorsun. Benim için bunun en güzel örneği kitaplarımı okuyanların yararlandıklarını söylemeleri. Yeni moda bir deyimle birisine dokunmuş oluyorsunuz. Asıl manasıyla ise birisine el vermiş oluyorsunuz. Kısacası kendiniz için dürüst bir şekilde iyi birşey yaparsanız mutlaka bir yerde birine fark olarak gidiyor bu iş.

Diğer yandan büyük bir sorumluluk bu ve korkutucu.

O açıdan düşünmeye başlarsanız ceketinizi alıp çıkmanız lazım. Eğer korkularımıza teslim olursak hiçbir şey yapamayız. Çünkü korkunun zihinlerimizde yarattığı sanrılar bize nefes almamız için bile fırsat vermez. Benim için önemli olan yeni bulduğum şeyleri söylerken başka bir ırka ya da cinsiyete hakaret etmeden samimi bir şekilde ortaya koymak.

Sizin için bir kitabın ortaya çıkış süreci nasıl işliyor?

Yazıyı demlemeyi çok seviyorum. Acele yapılmış bir çayın tadıyla biraz dinlenmiş çayın farkı gibi yazının da dinlenmesini tercih ediyorum. O arada geçen zamanda başka şeylerle iletişim kurunca zihnim temizleniyor. Bir de hem avantajım hem de dezavantajım olarak araştırmayı çok seviyorum. Örneğin Çorum’da geçen Toprak romanı için iki yıla yakın Çorum’da yaşadım diyebilirim.

Son olarak sizin için iyi bir yazar olmanın kriteri nedir?

Aslında sanatla ilgili olarak bir kriter koymak çok zor. Bence özellikle edebiyatta bir sanat eserinin okuyucuda bir sevgi yükü olduysa, yıllar sonra bile severek okuyorsa o iyi bir eserdir.

Çok teşekkür ederiz.