Paylaş

Merhabalar efendim,
Gelişini epey bir ağırdan alan baharın tadını çıkarmaya başladığınızı umarım.
Doğanın adeta çizgi film renklerine boyandığı yılın bu en güzel zamanında, pandeminin gölgesinde de olsa maskesiz nefes almak mucize kıvamında bir keyif. Tabi bizler de keyfimizin kaçmaması için mümkün olduğunca tedbirli davranmaya ve dikkatli olmaya devam ediyoruz.
Bence abartısız tedbir ve yerinde dikkat, fiziksel sağlığımızı korumanın çok ötesine geçerek yaşamlarımızın neredeyse her alanında mutluluğun sigortası sayılabilecek edinimler.
Hatta kıvamında kullanılan dikkat ve tedbir ikilisinin özellikle sosyal ilişkilerimiz üzerinde büyük etkisi olduğunu iddia etmek yanlış olmaz. Eşlerin birbirine muhabbetini arttırarak sürdürmekten tutun da dostlarla içilen kahvelerin hatrının kırk yılı bulmasına kadar yaşamlarımıza yön veren unsurlardır bu ikili.
Tüm bunların ötesinde ise çocukların, özgüveni ve özsaygısı gelişmiş bireyler olarak hayata atılmalarının olmazsa olmazlarındandır abartısız tedbir ve yerinde dikkat.
Çünkü dikkat unsuru içinde özen, saygı ve geleceğe yatırım yapmayı barındırırken; tedbir ise şefkat, merhamet ve esirgeme hislerine kol kanat gerer.
Hiç kuşkusuz, her anne baba çocuğuna çok derin bir sevgi besler. Öyle ucu bucağı olmayan bir sevgidir ki bu, çocuğun ilk öğretmenleri olan anne ve babası, o küçücük insan yavrusu için ölümü bile göze alır.
Durum böyleyken birçok çocuk, ileriki yaşlarında söz konusu sevginin koşullandırılmış olduğunu gözlemler. Uslu durmaya, söz dinlemeye ya da başarılı olmaya koşullandırılmıştır o sınırsız sevgi.
Koşullandırılmış sevginin en bariz örneklerinden biridir ‘ben senin yaşındayken’ cümleleri. ‘Ben senin yaşındayken’ şeklinde başlayan cümlelerin altında aslında ‘benim gibi ol’ talebinin yattığını her çocuk farkındadır. Adeta anne babaya bir el daha oynama fırsatıdır ‘ben senin yaşındayken’ cümleleri. İlk elde yapılan hataları telafi etmek ya da yapılamayanları gerçekleştirmek için; kısacası ikinci eli oynamak için çocuk bir araçtan fazlası değildir. Çocuğun sadece söz dinlemesi beklenir.
Ailesi tarafından sevilmek için çocuğun uslu durması da gerekir. Soru sormaya ya da itiraz etmeye başladığında ise elalem kavramıyla tanışması artık sadece küçük bir zaman meselesidir. Belki de bu yüzdendir birçok çocuğun kendini teşhir ürünü gibi hissetmesi.
Ayrıca hiçbir çocuk anne babasının prototipi değildir. Çünkü çocuk, yan komşu, patron ya da altın günü arkadaşı takdir etsin diye üretilmiş canlı bir eşya değildir. En önemlisi hiçbir çocuk anne babasının hayallerini yaşamak zorunda değildir. Ne yazık ki özellikle ilk doğanlar, sonradan aileye eklenecek kardeşleri için örnek teşkil edebilme vasfını ve sorumluluğunu yüklenmek zorunda kaldıklarında başarı sevginin bir başka koşulu olarak kendini gösteriyor.
Uzmanlar çocukların sosyal ve duygusal gelişimini desteklemenin en önemli yollarından birinin onları dinlemek olduğunu milyonlarca kez tekrarlasa da milyonlarca çocuk dünyanın her dilinde ailesinin kendisini dinlemediğini söylüyor.
Bu çocuklar, bizim çocuklarımız elbette yalan söylemiyorlar. Her ne kadar umursamıyor gibi görünseler de onların canı belki de anne babadan daha çok acıyor.
Çünkü çocuğu için yedi denizi aşacağını iddia eden anne babanın ya çocuklarını dinlemeye vakti ve sabrı olmuyor ya da dinlemeyi öğüt vermek sanıyorlar.
Sonuçta ailesi tarafından dinlenmeyen çocuklar kendilerini önemsiz hissediyor bu önemsizlik ve değersizlik hissi zamanla kızgınlığa evriliyor.
Bu çocuklar, bizim çocuklarımız, kabul edilmek için kendilerini sessiz moduna alıyorlar.
Bu çocuklar, bizim çocuklarımız, karanlıkta el yordamıyla yollarını bulmaya çalışıyorlar.
Bu çocuklar, bizim çocuklarımız, yalnız kalıyorlar.
Kendilerini dünyalardan çok seven anne ve babalarından saygı görmedikleri için, kaç yaşına gelirlerse gelsinler şefkatle sarmalanmadıkları için, seçimleri sebebiyle merhametsizce eleştirildikleri için ya da fikirleri farklı diye ezildikleri için aile bütünlüğü duygusundan mahrum kalıyorlar.
Uğruna dünyayı yakmayı göze aldığımız çocuklarımız, kendileri olmak ya da sürüde kalmak arasında hayati fakat son derece anlamsız ve gereksiz bir seçim yapmaya zorlanıyorlar.
Bence dikkat etmezsek ve tedbir almazsak çocuklarımızdan olacağız. O zaman ne elalem çare olacak kırgın kalplerimize ne de gelenekler. Çocuklarımızla aramıza kendi ellerimizle bir uçurum koymuş olacağız.
Oysa onlara kulak vermek için geç kalmış sayılmayız. Bizim yolumuzdan gidip gitmediklerinin sağlamasını yapmak için değil gerçekleri duymak için kulak vermeliyiz.
Çocuklarımızın bağımsız birer birey olduğunu kabul etmekle başlayabiliriz işe.
Duyduğumuzu zannettiğimiz şeyleri değil, gerçekten ne söylediklerini dinlemeye çalışabiliriz mesela. Anlattıkları konuyla ilgili sorular sorabiliriz.
Onların yerine seçim yapmadan tutarlı ve sağlıklı riskler alarak özgüvenlerinin artmasına yardımcı olabiliriz.
Karşılaşacakları zorlukları önlerine dağ gibi yığıp hayallerini sabote etmeden bir vizyon geliştirmelerinin önünü açabiliriz.
Onların yerine düşünmeden ama elbette biraz içimiz titreyerek kişilik sahibi birer birey olmalarını gururla ve mutlulukla izleyebiliriz.
Evet, bahar geldi. Çocuklarımızın yaşamlarına baharın gelmesi ise bizim elimizde.
Perfect olun, Perfect kalın…