Paylaş

“Geldiğim gün çocuklarıma sizin hayatınız başka türlü olacak diye mırıldandım. Sanki bir beni ardımda bıraktım, başka ben oldum.”

Hoşgeldiniz. 
Merhaba, siz de hoşgeldiniz.
Bize kendinizi tanıtır mısınız?
Yani hayatımı mı anlatayım?
Lütfen. 
Hayatım böyle geldi geçti yavrum: 6 aylıkmışım babam ölmüş. Anam bizi 5 çocuk şehre getirmiş. 15 yaşımda köye gelin oldum. Adam benim dilimden bilmiyor, ben onun dilinden bilmiyorum. Anlıyorum ama tek tük. 
Evlenmeye nasıl karar verdiniz peki?
Görücü usulü. Birbirimizi görmemişiz. Komşumuz bir terzi vardı. Onun yanına gidip iş öğreniyordum. Bir de bir hocamız vardı, Kuran kursuna gidiyorduk. Abim birine ortak oldu, esnaflık yapmaya başladı. Eli biraz para tutunca evlenmek istemiş. Anamı kış vakti köye göndermiş. Kızın ailesi bize bir kız verin, biz de size kızı verelim demişler. 15 yaşındaki kızı veriyorlar, o şehre geliyor. 15 yaşındaki kızı veriyorlar, ben köye gidiyorum. 
Sizin için çok zor olmuştır muhakkak.
Herşeyi bıraktım, gittim. Komşular anamı hep kınadılar bu kızı nasıl köye veriyorsun diye. Ama o da oğlundan vazgeçemiyor. Hem yetim büyütmüş hem de evimizin tek erkeği. Bana kaç diye akıl verdiler. Ama dedim ki anam bizi yetim büyüttü, ben anamın yüzünü nasıl kara çıkarırım. O gittiğim terzi de sizden iyi olmasın akıllı kadın böyle, kocasından boşanmıştı. Babasının evine gelmiş terzilik yapıyordu. Çok ağladı ardımdan. 
Velhasıl gönülsüz de olsa evlendiniz, köye gelin gittiniz.
Gittim. Akşam oldu, bir çoban geldi. Aba üstünde. Çarığı bilir misin?
Bilirim. 
Çarık ayağında. Kocaman bir adam. Kocaman dediğim o zaman için tabi. Daha 20 yaşında, askerliğini bile yapmamış. Aba üstünde ya, kocaman görünüyor.
Öyle evlendik anam. Önce köy yerinde koyunların arasında pek iyi değildi, sonradan yakışıklı adam oldu. Evlendikten hemen sonra çok hastalandım. Bitkinim. Anama haber salmışlar kızın verem oldu diye. Hamile olduğumu ben de bilmiyorum onlar da bilmiyor. İstiğfar ediyorum ama utanıyorum. Muhtarın karısı yoğurt bulmuş getirmiş. O zaman yoğurt köyde bulunmuyor. Sandığa sakla, çocuklar yemesin, kaşık kaşık verirsin demiş. 9 ay sonra doğum yaptım. Tam Haziran’da buğday döneminde doğum yaptım. Kız oldu. İsmini kayınbabam koydu. Aradan 14 ay falan geçti baktım yine hamileyim. Bu sefer oğlan oldu. O da köyde doğdu. Yine kimse yanımda yok. 
Zor bir yaşamınız varmış.
İki evladım var ama köyde olmayacak belliydi. Oğlan diş çıkarırken çok hastalandı. Doktora getirdik. Eniştemin evinde kalıyoruz. O sıralarda bir büyük akrabamız Kanada’dan izne gelmiş. Onlar konuşuyorlar, ben dinliyorum. Çocuklar okula gidiyor, hem de hükümet yolluyor dedi. Çalışana aş da var, ekmek de var dedi. Bir anlatıyor düş gibi. Zaten kılığından kıyafetinden belli. Ben daha öyle ayakkabı görmemişim. Oğlan kucağımda; yüzüne baktım. Yavrum ateşler içinde. Kız desen zayıf, çelimsiz. Ben o saat tamam dedim. Adama ben daha burda durmam dedim. Sağolsun bir gün incitmedi beni. Tamam dedi.
 
Nasıl geldiniz Kanada’ya?
Geleyim demekle gelinmiyor ki yavrum. Yine akrabamıza akıl danıştık. Pasaport çıkarın, teyyareye binip geleceksiniz dedi. Biz daha İstanbul’u görmemişiz. Kanada diyor ama ben sanıyorum ki yakın. Adam ilk evvela sen çocuklarla burda kal dedi bana. Korkuyorum ama yok dedim, inat ettim. Adam çoban ama kendi davarını güdüyordu, başkasının değil. Davarları sattık, toprağımızı sattık, biraz abimden ödünç aldık. Bu askerlikte okumayı yazmayı sökmüş. Ne gerekiyorsa kendi yaptı. 1 hafta sonra fotoğraflarımızı çektirdik. Kıştı. Sonbaharda elinde pasaportla geldi. Önce ver elini İstanbul. 2 gece akrabamız küçük odasına döşek serdi, orda yattık. Sonra Kanada’ya geldik. 
Kaç yılında geldiniz?
1971 yılında. Kucağımda iki bebe. Meğer bir tanesi de karnımdaymış. 
 
Kanada’yı nasıl buldunuz?
Önce başımızı sokacak bir yer bulalım, yavrum. 
Koca boş sen boş. Hiçbir şeyimiz yok, ne yatak ne yastık. Palas diyorduk, annemin kendi dokuduğu bir kilimiz vardı. 12 sene sonra aldım, getirdim Türkiye’den.Ne yiyeceksiniz, dilini bilmezsin, yolunu bilmezsin, niye geldin anam… 
Korktunuz mu?
Çok şükür elim ayağım tutuyor, korkmadım. Ama bilmemek lal ediyor insanı. Uçaktan indik. İki valizimiz vardı, aldık. Sonra öyle durduk. Baktık herkes bir kapıya yürüyor, biz de yürüdük. Sağa baktık, sola baktık. Akrabamızı gördük. Koca bir arabayla gelmiş, yanında başka bir adam. Çok uzun yol gittik. Yolda hep camdan baktım. Ben de alışacak mıyım buraya diye merak ettim. Fakat bir cesaret geldi bana. Sıkı sıkı sarıldım çocuklara. Kulaklarına sizin hayatınız başka türlü olacak diye mırıldandım. Çok ümitlendim. Sanki bir beni ardımda bıraktım, başka ben oldum. Yorgundum ama heyecandan uyuyamadım.
 
Ev, iş gibi temel sorunları nasıl hallettiniz?
3 hafta akrabamızın evinde kaldık. Nur içinde yatsın, başının üstünde tuttu bizi. Adama iş buldu hemen. Sabah birlikte çıktılar, akşam birlikte döndüler. Ustabaşı sevmiş bizim adamı, maaşını erken vermiş. Akrabamız da üstünü tamamladı. 2 göz oda tuttuk. 1 sene orda kaldık. Sonra 1 sene de Keele’de kaldık. Kimsenin omzuna yük olmadan kendi başımızın çaresine baktık, çok şükür. Hükümetten 1 kuruş iane almadık. Hakkınız dediler. Ama biz o para belki bir yetimin hakkıdır dedik, tamah etmedik. 
 
Nasıl bir hayatınız vardı?
Bir yaylı döşek çocukların, bir yaylı döşek bizim. Televizyonumuz yoktu. Heves de etmedik. Adam sabah işe gidince ben çocukları doyururdum, evi çeker çevirirdim. Akşamın yemeğini yapardım. 
İlk zamanlarınız nasıl geçti?
Kursağımdan geçen her nimetin tadı başka geldi ilk vakitler. Bir iki ölçüsünü tutturamadım. Sonra deneye yanıla ekmeğimi yaptım. Azıcık tereyağla mısır çorbası yapardım. 3 tane çocuk, hepsi küçükler. Ne versen yer. O zamanın çocukları şimdiki gibi şımarık değil, öyle nimete yüzlerini dönmezler. Ne bulurlarsa yerlerdi. Taze yoğurdumu hiç eksik etmedim yavrum. 
Peki Kanada nasıl bir yerdi?
72 milletten insan vardı. Fakat şimdiki gibi gürültüsü patırtısı yoktu. Çok sakindi. Sokakta gördüğün insan iyi günler diyordu.Fakat doğrusu gözümüz pek Kanada görmüyordu. Geçim derdindeydik yavrum. Kule daha yeni inşa ediliyordu. O zamanlar ben evden bir okulu biliyordum bir de marketi. Sonra sonra öğrendim hepsini. 
Türkiye’ye gidip geliyor muydunuz?
12 sene sonra gitmek nasip oldu. Ben hasretim diyorum ama anamı görüp koklayınca hasretlik ne demekmiş farkettim. Gittim ki anam çökmüş. Hasretlik onu da bitirmiş. Ayşem dedi, hıçkırmaktan nefes alamadı. Ben de öyle. Akşam oldu, abim geldi. Sarıldık, ağlaştık. Burada aç mı kaldınız, ne gereği vardı dedi. Ekmekten daha büyük şeyler var ama anlatamadım. Kimseden kimseye fayda yok diyemedim. Kızın mektebe başladığını anlattım sadece. Sular seller gibi okuyor dedim. Adam birinin yanına davar yaymaya gitti. Orda konuşmuşlar, nasıl ettin, bizi de al demişler. Eve gelince anlattı. O zaman bir kere daha anladık ki bir doğru yoldayız. 
Çocuklarla seyahat etmek de zordu muhakkak. 
Zorluğuna bakarsan her işte zorluk var. Ama insan isterse her zorluğun altından kalkar. 
 
Siz çalıştınız mı?
Çalışmaz olur muyum. Geldiğimizde kız 3 yaşındaydı, oğlan 1. Geldikten 7 ay sonra küçük kızı doğurdum. 79 senesi çalışmaya başladım. Kadınlar hep fabrikaya gidiyorlardı. Adama ben de gitsem dedim. Sen bilirsin ama çocukları ihmal etme dedi. Evlatlarımı ihmal eder miyim hiç, onlar için geldik dünyanın bir ucuna. 
Ne iş yaptınız?
Etleri kaba diziyordum. Ama ne soğuk, içime işlerdi. Ağustos sıcağında başımızı kulağımızı kapatır öyle girerdik içeri. 
Peki eğitim aldınız mı?
Eğitim dediğin mektepse, çocuklar mektep gördü çok şükür yavrum. İşe girdiğimin ikinci gününde önüme evrakları dizdiler, imzala dediler. Ben adımı yazmayı biliyorum, adımı yazdım. Hiç unutmam yüzüme bir baktı ustabaşı, kızardım. Haklı tabi. 8 sene olmuş memleketlerine geleli, sade adımı yazabiliyorum. Dilini bilmiyorum ama öğreneceğim dedim. Anlamadı tabi. Ama ben söz verdim. Alfabeyi ezber ettim önce. Haftada 3 gün fabrikaya gidiyordum. İş dönüşü çocukları yedirdim, yatırdım. Elime defterimi alıp ev sahibinin kapısını çaldım. Melek gibi kadındı. Kocası ölmüş, çocukları arayıp sormazmış. Benim çocuklarımla çocuk gibi oynardı. Onların bayramlarını da bizim bayramlarımızı da beraber kutlardık. Çok iyiliğini gördüm. Çocukların mekteplere girmesine de hep ön ayak oldu. O olmasaydı belki yine yönümüzü bulurduk ama büyük kız geç kalırdı. Biz çocuklarımıza okuyun diyoruz. Sabah akşam okuyun, adam olun diyoruz ama söylemiyoruz ne okuyun, nasıl okuyun. Evladının başında durup yön göstermeyince sabi nerden bilsin. Büyük kız öğretmen oldu. Oğlan mühendis oldu. Küçük kız hemşire oldu. Zamanında akıl veren olmasaydı nerden bilecektik. 
İngilizceyi nasıl öğrendiniz?
3 gün evsahibiyle çalışırdık. İlk öğrendiğim kelime su oldu. Fabrikaya gitmediğim 2 gün çocukların ödevlerine bakardım ne yazıyorlar ne yapıyorlar diye. Derken böyle böyle söktüm buranın dilini. Çocukların öğretmenleriyle hep ben konuştum. Sonra Türkçe okuyup yazmayı 2 ayda öğrendim. Bana sorarsan yavrum, burda çok imkanlar vardı ama kadın aklıyla iş yapılmıyor, neylersin.
Aklın kadını erkeği mi olur?
Olur yavrum, olur. Bak mesela, çalışıp para biriktirdik. Evimizi aldık. Sonra ben dedim ki geçimizden arta kalanı yine biriktirelim, bir ev daha alalım. Kiraya veririz, ilerde de çocuklara yarar. Bir üstüne bir koyduğumuz parayla bir ev aldık Finch’te. Ama bir bahçesi var, istersen çiftlik yap. Fakat yavrum, adam dedi ki dağ başında ev ne işimize yarar. Sattı. Şimdi kaç milyon dolar oralar.
Siz itiraz etmediniz mi?
Buralara gelmişiz ama gelenek görenek hala aynı. Kadının üstüne mal yapılmaz ki. Sonra daha aşağıda bir ev daha aldık. Geçmiş zaman, şimdi hatırlamıyorum neresiydi. Onu da yeni gelen bir aile vardı, ihtiyaçları var diye onlara yok pahasına verdi. Ama bu evimi vermem dedim. Direttim. Çok şükür bir eksiğimiz yok. Fakat bana kalsaydı dünyalığımızı da yapardık. 
 
Burada baskı ya da ayrımcılıkla karşılaştınız mı?
Hiç olmadı. Memleketten akrabalarımız gelse biz öyle kucak açmazdık. 
Bugünkü aklınız olsa yine Kanada’ya gelir miydiniz?
İmkanım olsaydı ben de burda doğardım. Çok hasretlik çektim ama hiç pişman olmadım. 
Geri dönmeyi düşünüyor musunuz?
Adam hakkın rahmetine kavuştuktan sonra düşündüm ama insanın evlatları nerdeyse memleketi orası oluyor. Çocuklarım, torunlarım burda. 
 
Son olarak yeni gelenlere ne tavsiye edersiniz?

Zaman eski zaman değil. Şimdinin gençleri herşeyi bilip geliyorlar zaten. Ellerinin altında internet var. Telefonları benden akıllı. Ne isterlerse bakıp buluyorlar. Şimdi her imkan var. Ama analarının babalarının gözünü yollarda koymasınlar. Giden geri gelmiyor. Elbet çalışsınlar, eğlensinler, yaşasınlar.Benim tavsiyem geldikleri yerleri unutmasınlar. Bir de kimseden kimseye fayda yok. Düşenin dostu olmaz onu bilin. Akıllı olun, sevgili olun, birbirinizin kıymetini bilin. Allah sonunuzu hayır getirsin. 
Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. 
Ben size teşekkür ederim yavrum. 
 
Ayşe hanım Haziran 2018’de tatil için gittiği memleketinde yaşamını yitirmiştir. Merhumeye rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır dileriz.