Paylaş

Sağlıklı Yaşamanın İlkeleri ve Toksinerden Arınma

Sağlıklı bir yaşam sürdürmek her canlının en temel amacı ve doğal hakkıdır. Bütün canlılar ortak bir özelliğe sahiptir; O2 (oksijen), H2O (su) ve besinlere ihtiyacımız var. Her canlı özel şartlarda gelişir ve yaşamına devam eder. Biyolojik ortam vücudun normal fonksiyonunun denge durumunu sağlar. Eğer bu denge değişirse hastalıklara yol açılır. Çağdaş yaşam alanlarının toksik ortamında doğal olarak sağlıklı kalabilmek için vücudun nasıl çalıştığını ve kendimizi nasıl koruyabileceğimiz hakkında temel bilgiye sahip olmamız gerekir. Son zamanda “matrix” ve mitokondri üzerinde birçok araştırmalar yapılıyor. Toksinler günümüzün büyük sorunudur. Çünkü bizden önceki hiçbir nesil bizim kadar toksik maddelere maruz kalmamıştır. Toksinin anlamı: vücudumuza giren ve hücrelerin dengesini değiştiren herhangi maddedir. İngilizce bilimsel terimi: “free radical”. Ortalama bir insan her yıl yaklaşık 3-5 litre sıvı kimyasal maddeler, 5 kg besinlere katılan koruyucu maddeler, 20-30 kg katı toksinler (nefes yoluyla) almaktadır. Şu an “xenobiotic” denen kimyasal maddelerin sayısı 100 binin üzerinde. Amerikan kanser derneği kanserin %75’inin çevredeki toksinlerle ilişkili olduğunu kabul etmektedir. Toksinlerden arınma en iyi doğal tedavidir. Tarihi olarak toksinlerden arınma Hipokrat döneminden başlamıştır. O zamandan beri insanlar şifa bulmak için çeşitli usüllere başvururlar. Mesela Türk hamamları, sauna, bardak kapatma, masaj, su tedavisi, şifalı otlar, vs.Toksinler 2 gruba ayrılır. Endotoksinler: vücudumuz her an her hücresi (100 trilyon olmak üzere) kendi metabolik toksinlerini üretir. Ekzotoksinler: (dışarıdan gelen) vücuda nefes yoluyla, besinlerle, sudan, cildimizden, stresle girer. Kirli hava, kozmetik malzemelerdeki bakteriler, virüsler, ilaçlar, tıp cihazları, mikrodalgalar, telefonlar, sağlıksız konutlar, aşırı ruhsal yüklenme, hastalıklara yol açmaktadır.
Zamanımızda hastalıkların manzarası değişti. Teknolojik gelişmeler ve tıp cihazları teşhisleri kolaylaştırdı. Modern tıbbın rolünü herkes tanımaktadır. Acil ve akut vakalara müdahalesi mükemmeldir. Maalesef modern tıp hastayı bir makine gibi görmekte ve “parçalayıp” tamir edecek gibi bakmaktadır. Bu yöntem kronik hastalıklara yol açmaktadır. Birçok ilaç yalnız semptomları kontrol etmekte ve bir süre sonra yan etkilerini göstermektedir. Yalnız Amerika’da senede 100 bin kişinin ilaçların yan etkileri sebebiyle hayatını kaybettiği bilinmektedir. Bir doktor size kendi kendinizin doktoru olmanızı ve hastalık başlamadan önce tedbir almanızı öğretmelidir. İşte bu hususta naturopathic doktorların rolü çok önemlidir. Biz, insan vücuduna bir bütün gibi (holistic) bakarız. Hastalıkların tedavisi değil, insanın bu hastalıkla tedavisini amaçlarız. Çünkü her insan değişik bir yapıya (genlere) sahiptir.
İyileşme, şifa bulmak, dengeye (balansa) dönmek her canlının doğal vazifesidir. Yaşam kendi kendini sınırlayan bir prosestir. Doğa hiçbir yaşamın sonsuza kadar sürmesine izin vermez. Dünya sağlık tanımında “sağlıklı olmak” bedensel ve ruhsal, ayni zamanda sosyal ve ekonomik olarak, ilerlemiş yaşta bile kendisine yetebilmek olarak tanımlanıyor (Ottawa, 1986).
Genç, güçlü, sağlıklı kalmanın yolu: temiz hava, temiz su, beslenmelere dikkat, bedeni çalıştırmak, engin olmak, stresten uzak durmak, pozitif düşünceler.
Kalbinizi sevgiyle besleyin. Natüropatik doktor tavsiyesiyle antioksidan, vitamin, mineral ve şifalı bitkiler, homeopatik ürünler kullanıp, ilaçlardan uzak durabiliriz ve kaliteli, uzun bir hayat yaşayabiliriz.
Dr Ataner 20 yıl Bulgaristan’da, Türkiye’de ve Libya’da kadın/doğum uzmanı olarak çalıştıktan sonra Kanada’da Naturopathic College mezunu olup, Doctor of Naturopathic Medicine ünvanıyla çalışmaktadır.