Paylaş

“Ben yazarlığı hiçbir zaman finansal bir kaynak olarak düşünmedim.”

Hoşgeldiniz. Sizi tanıyabilir miyiz?
Hoşbuldum. 1976 İstanbul doğumluyum. Yaklaşık 26 yıl Almanya’da yaşadım. Sonra o dönemde çalışmış olduğum kurum Türkiye’de bir şube açmaya karar verince görevi bana teklif ettiler ve Türkiye’ye geldim. 8 yıl kadar İstanbul’da yaşadım. Bu süreçte eşimle tanıştım ve bir kızımız oldu. 2017 yılında ailecek Kanada’ya geldik.
Kanada süreci nasıl gelişti?
Çocuğumuz okul çağına gelmeden öncelikle onun geleceği hakkında bir karar vermek istiyorduk fakat uzun zaman gelip gelmeme konusunda tereddüt ettik. Karar verdikten sonra herşey güzel bir şekilde ilerledi. Yaşantımızdan memnunuz.
Peki Almanya – Kanada ikilemi yaşadınız mı?
Doğrusu hayır. Eşim Kanadalı bir öğretmen. İngilizce, İspanyolca ve biraz Türkçe biliyor. Benim İngilizce sorunum yok. Ayrıca benim daha önce yurtdışı tecrübem olduğu için nerede yaşayacağım pek farketmiyordu. Fakat Almanya’ya gitsek onun Almanca öğrenmesi gerekecekti.


Daha evvelki göçmenlik tecrübenizden nasıl yararlandınız?
Almanya’da büyüyen çocuklar hem dil hem kültür açısından biraz ortada kalırlar. Fakat ne bende ne de abimde öyle bir durum olmadı. Bunda en büyük pay aileme ait. Çünkü Almanya kültürüne adapte olurken kendi kültürümüzden ve dilimizden kopmamayı öğrettiler bize.
Toronto’da mı yaşıyorsunuz?
Hayır, Kanada’da Hamilton’a yerleştik çünkü eşimin ailesi de orada yaşıyor ve bu bizim için çok büyük avantaj. Daha önce Frankfurt ve İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşamama rağmen doğrusu küçük şehir sakinliğini ve huzurunu çok sevdim. Günlük hayatım zaten ev ve iş arasında geçiyor. Bunun dışındaki tüm zamanlarımda da yazıyorum.
Yazarlık nerden geldi?
Yazarlık çok okumaktan geldi. İlk gençlik yıllarımdan beri yetişkin kitapları okuyorum. Yazma hevesi ise 2005 yıllarından beri devam eden bir duygu. Hep gerilim/ polisiye tarzı kitap yazmak istedim.
Tarzınız hep bu tür mü oldu?
Evet, bu tür okumayı çok severim. Mizah yanım da kuvvetlidir fakat yazmak için de gerilim/ polisiye tarzı tercih ediyorum. Ayrıca her kitap kendi içinde biraz mizah, biraz dram barındırır bence.


İlk kitabınızın öyküsü nedir?
2005 – 2010 yılları arasında hep bir gidip gelme oldu. Başladım, bıraktım. Sonunda disiplinli bir şekilde, daha önce yazdıklarımı da bir kenara bırakarak sıfırdan yazmaya başladım. 2010 yılında, sadece 6 aylık bir süreç içerisinde ilk kitabım Bir Seri Katilin Günlüğü – Uyanış doğdu.
Kitabın yayınlanması nasıl oldu?
Yazarken bu kitap yayınlansın şeklinde bir düşüncem bile yoktu.


Peki yayınlanmayacaksa kimin için yazdınız?
Aslında hobi olarak yazdım. Sonra çevremin de teşvikiyle kitabımı hiçbir beklentim olmadan bir dosya halinde yayınevine gönderdim. Aradan bir süre geçtikten sonra yayınevi kitabımla ilgilendiğini söyledi. Bir toplantı yaptık ve sonuçta ilk kitabım basıldı.
İlk kitabınızı aldığınızda hisleriniz ne oldu?
O zaman daha eşimle flört zamanlarımızdı. Bir gün Kadıköy’de sahildeyken yayınevinden arayıp kitapların hazır olduğunu söylediler. Eşimin elinden tutup yayınevine doğru koşmaya başladım. İnanılmaz bir histi.
O zamana kadar kendim için yazdığımı düşünüyordum. Sonra kitap okurlar tarafından talep görmeye başladı, okurdan dönüşler gelmeye başladı.
Kitap yazmak sizin için hala bir hobi mi?
Hem hobi hem de artık bir tutku. Yazmak her ne kadar yorucu bir süreç olsa da yazmadığım zamanlarda bir boşluğa düşüyorum.


Yazmaya bir seri katilin günlüğünü yazarak başladınız. Okurdan ne gibi tepkiler aldınız?
Evet. Kitap isminden de anlaşılacağı gibi bir seri katilin günlüğü. Normal bir insanın seri katile dönüşümünü kendi günlüğünü yazarmış gibi anlatıyor. Okurdan komik tepkiler de geldiği oldu tabi. Bu günlüğü siz mi yazdınız gibi sorular da aldım. Evet, ben bir katilim, kendimi yakalatmak için bu kitabı yazdım.
Gülüşmeler…
Fakat polisiye ya da gerilim zaten ürkütücü.
Doğru. Hatta yazarken benim bile kendi yazdığımdan etkilenip ara verdiğim oluyor. Çünkü çok yoğun yaşıyorum. Yazma süreci sürekli geriye dönük okumayı da gerektiriyor. Bazen yazdıklarımı tekrar okuduğumda ben bile şaşırıyorum.


Yazma sürecinizi anlatır mısınız?
Disiplin gerektiren ve yorucu bir süreç. Çünkü bir yandan gündelik hayatınız devam ediyor. Henüz yazarak yaşamımı kazanmıyorum. Dolayısıyla ev ve iş hayatı devam ederken yazmaya zaman ayırmak extra bir fedakarlık gerektiriyor.
Bir seri katilin günlüğünü yazmak zor olsa gerek.
Aslında her yazar biraz eksantriktir diyebiliriz. Siz yazdığınız karakterlere bürünmezseniz okura yansıtamazsınız.


Kitabın arkasında ‘Aslında herkesin içinde bir katil gizlenmektedir’ yazıyor.
Evet, ilk kitabın temel felsefesi buydu. İnsan hayatında kaç kere büyük bir öfkeye kapılıp öldürmeyi düşünür ya da en azından öldürmekten söz eder. Ama bu illa ki eyleme geçeceksiniz anlamına gelmez.
Doğru, sadece cinayet işlemenin cezası olduğu için yaşayan birçok insan var.
Kesinlikle. Ben de buradan yola çıktım. Sıradan bir insanın katile dönüşümünü kendi günlüğünü yazarken ortaya çıkardım. Bu dönüşümün daha çok psikolojik boyutuyla ilgilendim.


Peki psikoloji ya da güvenlik konularında eğitim aldınız mı?
Ben yıllarca güvenlik sektöründe çalıştım. Orada eğitim sürecinde bunları zaten öğrendik. Bu bende merak uyandırdı ve günlük hayatta değerlendirilebilecek suç psikolojisi konusunda eğitim aldım. Bu alan insanlara gerçekten farklı bir bakış açısıyla bakmayı sağlıyor. Doğal olarak gerilim ya da polisiye tarzı da oradan ortaya çıkıp beslendi. Bir cinnet anında cinayet işlenebilir ama bir insan neden seri katile dönüşür konusu kafamda bir soru işareti oluşturdu. Bu soruya cevap bulabilmek için birçok araştırmalar yaptım, birçok kişiyle görüştüm. Hatta Türkiye’de kaldığım süre içerisinde emniyetten birçok kişiyle görüşüp onlara sunumlar yaptım. Tüm bunların sonucunda da kitaplar ortaya çıkmaya başladı.
Kaç tane kitabınız var?
Romanlarım ve araştırmalarım olarak toplam 8 kitabım var. Yenisi de yolda.
Kitaplarınızdan örnek alınarak işlenmiş suçlar var mı?
Bu başıma gelmesinden korktuğum birşey ama iyi ki bunu duymadım şimdiye kadar. Diğer yandan doğru bir şey yapmışım ki birçok insan bu günlüğün gerçekten var olup olmadığını, yani yaşanmış bir hikaye olup olmadığını soruyor.
Peki Arkın bey günlük hayatında nasıl birisidir?
Bunu eşime sormak lazım. Ben çok sakin birisi olduğumu düşünüyorum. Çok şükür çevremde hiç kimse kaybolmadı bugüne kadar.
Gülüşmeler…


Sizce kusursuz cinayet var mıdır?
Aslında bu oldukça tartışılan bir konudur. Kusursuz cinayet yoktur ama kusurlu araştırma süreci vardır. Her cinayet bir şekilde bir iz bırakır.
Kitaplarınıza nasıl ulaşabiliriz?
Kitaplar Türkiye’de basılıp satışa sunuluyor. Fakat tabi içinde bulunduğumuz dijital çağda kitaplarıma dünyanın her yerinden erişmek mümkün.
Diğer yandan kitap kokusu tutkunları için bir kitaba dokunabilmenin hazzı bambaşka.
O zaten tartışılamaz bile. Herkesin akıllı araçlar kullandığı düşünülürse, e-kitap çok kişiye hızlı ve uygun maliyete ulaşabildiği için ticari açıdan ideal. Kitapevlerinin olmadığı yerlerde bile akıllı telefonlar, tabletler var. Fakat e-kitap kağıt kesiği riskini yaşatmaz. Bir kitabı elinize aldığınızda emeği görürsünüz, yazarla aranızda bir bağ oluşur. Çağa kesinlikle ayak uydurmak lazım fakat bence kütüphane gibisi yoktur.
Orası muhakkak. Yeni kitabınızı ne zaman okuyabiliriz?
Yeni kitabım Haziran ayında çıkacak.
Yine gerilim/ polisiye mi?
Evet.


Bir yazar olarak hayalleriniz neler?
Kitaplarım Türkçe. Fakat hazır olduğumda bunları İngilizce ve başka dillerde de yayınlamak isterim.
Bunun dışında yapımcılardan kitaplarımı sinemaya uyarlamak konusunda dönüşler alıyorum.
Kitaplarınızın senaryoya dönüşmesi maddi anlamda büyük artı sağlayacaktır tabi.
Tabi. O zaman yazarak hayatımı kazanmam da sözkonusu olabilir. Sanat maddi anlamda biraz nankör diyebilirim. Popüler alanların dışında birçok değerli sanatçı heba olur gider. Isınmak için kitaplarını yakan yazarlar var tarihte.
Birçok sanatçının değeri öldükten sonra anlaşılır.
Ne yazık ki bu bütün dünyada böyle. Çok emek veriyorsunuz, gecenizi gündüzünüze katarak, belki kendi ailenizden bile zaman çalarak bir eser ortaya çıkarıyorsunuz. Ama sonuçta kaç kişiye ulaşıyor. Burdan gelecek olan size ne kazandırabilir. O yüzden ben yazarlığı hiçbir zaman finansal bir kaynak olarak düşünmedim.
Bu durumda başarının sırrı işinizi hobi olarak görmek mi?
Bence öyle. Yaptığınız işi sevgi duyarak yapıyorsanız, uykusuz kaldığınızda bile değdi diyebiliyorsanız doğru işi yapıyorsunuz demektir.


Buradaki göçmen toplumumuzun sanat yönünün kalkınması açısından atölye çalışmaları yapmayı planlıyor musunuz?
Neden olmasın. Tekliflere açığım.
Son olarak iyi ki gelmişiz diyor musunuz?
Özlemimiz elbette var ama iyi ki gelmişiz diyoruz tabi.
Çok teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim.